Uzun süredir yazmayı düşündüğüm ama neresinden başlayacağıma bir türlü karar veremediğim Milli Görüş gençliğinin serüvenini belki biraz uzun olacak ama sonunda yazmaya karar verdim. Biliyorum bu yazı kimilerini rahatsız edecek ancak Milli Görüş Gençliği’ni konuşmanın zamanı gelmiştir.
Milli Görüş Gençliği derken Milli Türk Talebe Birliği ve Akıncılar’ın mirası üzerine oturan bir gençlik hareketinden bahsediyoruz. MTTB’nin zor dönemlerde neler üstlendiği hepimizin malumu. Akıncılar ise 12 Eylül öncesi şartlarında daha hareketli ve aksiyoner bir gençlik hareketi olarak ortaya çıkmıştı. Sağ-Sol çatışmalarının ortasında İslami çizgiyi temsil eden ama MTTB’yi aksiyoner olmamakla suçlayan bir gençlik hareketiydi Akıncılar. Daha milli vurgular yapan MTTB’nin yanında Akıncılar daha İslami bir çizgiyi ve hattı savundular. Hatta çatışmalardan uzak duran MTTB’ye karşın, silah kullanmaktan ve çatışmadan kaçmayan bir çizgi ortaya koydular. Hatta ülkücüler ve sol örgütlerin zaman zaman hedefi haline gelerek şehitler verdiler.
O günlerde yaşanan olayların bugünden bakarak sağlıklı bir değerlendirmesini yapmak çok da mümkün değil. O günlerin şartlarında hem MTTB hem de Akıncılar şartların gereğini yapmışlar ve görevlerini yerine getirmişlerdir.
80 sonrası Akıncılar’ın gençlik mirası çeşitli gruplar olarak ortaya çıktı. 1979’da yaşanan İran İslam Devrimi’nin de etkisiyle gençlik hareketlerinin tavrı ve yönü değişti. Artık İslami değerleri ve argümanları daha fazla ön planda tutan, daha devrimci ve aksiyoner, geleneksel İslam anlayışına karşı ve fikren daha radikal bir anlayış ve yorum hakim oldu gençlik üzerinde.
İslam dünyasından yapılan tercüme eserlerden çokça beslenen ve Seyyid Kutub, Mevdudi, Said Havva, Hasan El Benna, Mutahhari, Beheşti, Ali Şeriati gibi isimlerin fikirlerinden beslenmeye başladılar. Buna bağlı olarak da farklı yorumlar ortaya çıkmaya başladı. İsimlerini burada zikretmeyeceğim birçok gençlik grubu ortaya çıktı. (Halen varlıklarını sürdürdükleri için isim zikretmek rahatsız edici olabilir.)
İmam Hatip’lerde, liselerde ve üniversitelerde ciddi biçimde örgütlendi bu gruplar. Çoğunun temelde beslendikleri iki prensip vardı aslında;
1- İslami mücadele parti ile yapılamaz. Yani toplumun İslamlaşması bir siyasi parti aracılığıyla gerçekleşemez. Dolayısıyla enerjimizi parti ve siyasi çalışmalara değil, toplumu dönüştürmeye harcamalıyız. Yani böylece gerçekleşecek olan aşağıdan yukarıya doğru değişim öngörüsü ve doktrini.
2- Sistemin tüm araçlarını inkar eden, devrimci bir yaklaşımla İslami hedeflere ulaşılabileceğini savunan ve daha çok İran İslam Devrimi’nin etkisinde olan düşünce ve yaklaşım.
Milli Görüş Gençliği’nin bu her iki yaklaşımdan da etkilenmediğini söyleyemeyiz.
Milli Gençlik Vakfı’nın ilk dönemlerinde gençlik bu tartışmaları kendi içinde yaptı. Kendince bu yaklaşımlara ve fikirlere karşı savunmalar yaptı. Bu tartışmalar Milli Görüş Gençliği’ni özellikle üniversitelerde çok zorladı. Partili olmanın İslami camiada suç sayıldığı dönemleri yaşadı Milli Görüş Gençliği.
Ve 1990’lı yıllara doğru MGV yeniden güçlendi ve büyük bir atılım yaptı. Türkiye’nin neredeyse her il ve ilçesinde teşkilatlandı ve Türkiye’nin en büyük gençlik örgütü oldu. Artık Milli Görüş’ün hatipleri sadece parti toplantılarında değil MGV’nin düzenlediği miting ve kapalı salon toplantılarında da Milli Görüş’ü anlatmaya başladılar.
İstanbul, Ankara, Konya, Elazığ, Trabzon, Urfa, Adana, Kahramanmaraş, İzmir, Bursa ve daha birçok ilde parti teşkilatı kadar güçlü bir MGV vardı. MGV Milli Görüş Gençliği’nin yeni ve büyük adresi olmuştu. Paneller, konferanslar, ev sohbetleri, mitingler, il, ilçe, mahalle ve sokak temsilciliklerine varıncaya kadar binlerce kişinin mensup olduğu muhteşem bir yapı ortaya çıktı.
Bir kararla yüzlerce toplantı ve konferans aynı anda tüm Türkiye’de gerçekleştirilebiliyordu. Muazzam bir enerji ve gençlik birikimi oluştu. Türkiye’nin dört bir yanında Milli Görüş Gençliği varlığını herkese hissettirdi. Siyasi hareketin temsilcisi olan Refah Partisi’de büyük güç kazandı bu çalışmalar sayesinde. Refah Partisi artık Türkiye’nin iktidar partisi olma gücünü elde etti.
Milli Görüş Gençliği davasına ve Hoca’sına sonuna kadar bağlıydı.
Milli Görüş Gençliği MGV’lerde binlerce eğitim toplantısı ve ev sohbeti yaptı. İslami değerlere sonuna kadar bağlı ve bu değerlerin hakimiyeti için her türlü fedakarlığa hazır bir topluluğun omuzlarında yükseldi birçok isim.
Milli Gençlik Vakfı yalnızca Refah Partisi’nin bir gençlik örgütü değil, Türkiye’deki Müslüman gençliğin en önemli adresi oldu. Milli Gençlik Vakfı’na mensup bir genç nerede olursa olsun başı dik ve özgüven sahibi bir gençti. Sokakta, okulda, evde her yerde varlığını hissettiren bir gençlikti.
Böylesine büyük bir gençliğe yön vermek ve kontrol etmek kolay değildi. Ancak her şeye rağmen bu da başarılmıştı. Refah Partisi’nin başarısı ve Erbakan Hoca’ya bağlılık her şeyin üstündeydi.
Sonunda 28 Şubat yaşandı ve hem Refah Partisi, hem de Milli Gençlik Vakfı kapatıldı.
Milli Gençlik postmodern darbe ve sonrasında yaşanan parti içi tartışmalarında etkisiyle eski gücünü kaybetti. Milli Gençlik Vakfı binlerce genci siyasi bir şuurla ayakta tutuyordu. Ama parti içinde başlayan tartışmalar gençliğin zihnini ikiye böldü. Bir yanda Hoca’ya bağlılık ve sadakat duygusu, diğer yanda Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç gibi önemli isimlerin siyasi hareketten kopuşu Milli Görüş Gençliği’nde de derin bir travmaya sebep oldu.
Milli Gençlik Vakfı’nın kapatılmasının ardından kurulan Anadolu Gençlik Derneği konjonktürün de etkisiyle Milli Gençlik Vakfı’nın yerini dolduramadı. Gençliğin yeniden derlenip toparlanması ve eski gücüne kavuşması mümkün olmadı. Milli Gençlik Vakfı’nda yetişenler de siyasi hareketin bölünmesine bağlı olarak bölündü.
Şimdi Anadolu Gençlik Derneği, Milli Görüş Gençliği’ne önderlik etmeye çalışıyor.
Ancak eski gücünden çok uzak diyebiliriz.
Artık üniversitelerde, liselerde ve sokakta varlığını hissettiren bir gençlik teşkilatı yok karşımızda.
Elbette iyi niyetle gayret eden ve çalışan bir yapı söz konusu.
Ancak bir gençlik hareketinden beklenen başarı, zihinsel donanım ve aksiyonun varlığından söz edemiyoruz.
Milli Görüş’ün 3.Şahlanış için hazırlandığı bir dönemde Milli Görüş Gençliği’nin ocağı olan Anadolu Gençlik Derneği’nde derin bir sessizlik hakim.
Doğrusu ben de bunun sebebini çok merak ediyorum.
Bakalım Anadolu Gençlik, 3.Şahlanış Dönemi için gücünü ve potansiyelini yeniden harekete geçirebilecek mi?
Saadet Partisi’nin Gençlik Kolları ile birlikte eş güdüm içinde yeni bir atılım ve açılım gençlik içinde mümkün olabilecek mi?
Anadolu Gençlik Derneği bu sorumluluğu ve görevi yerine getirmek için ne gibi adımlar atacak? Hepimiz bekleyip göreceğiz.
Temennimiz Anadolu Gençlik'in Müslüman Gençliğimizi yeniden hareket'e geçirmesinden, gençliğimizi şuurlu bir yapıya yeniden kavuşturmasından yanadır.
Ali Öztürk/On Yazar