Bugün : 30 Cemaziye'l-Ahir 1433 - 21 Mayıs 2012

21:57 Taziye     |      18:45 Ankara MTTB'den "Muhteşem" tiyatro     |      13:22 Metin'in hesabını soracak güçteydik!     |      01:01 Akıncılar MTTB'den neden ayrılmıştı?     |      01:00 İslamcıların Hikayesi     |      22:48 Yeni Genel Başkan: Salih Turhan     |      20:27 Milli Gençlik Vakfı ne güzeldi!     |      12:33 Çanakkale Ruhu Ankara’da Şahlandı!!!     |      11:49 MTTB: 'Kanlı Pazar'dan ders aldık!     |      14:34 Ankara'da İsrail Büyükelçiliği Önünde Toplanıyoruz!     |     

 
 
Tağuti düzenlerde yaşadığı gibi inananlar
 
 
Âlemlerin Rabbi Allah’a iman eden ve imanında hiçbir şübheye düşmeden iyiliği emredip kötülükten nehyeden, islâm’ı hayat nizamı ve Rasulullah (s.a.s)’ı önder edinen, insanlar için var edilmiş en hayırlı ümmet: İslâm Milleti!..

19/12/2008

Âlemlerin Rabbi Allah’a iman eden ve imanında hiçbir şübheye düşmeden iyiliği emredip kötülükten nehyeden, islâm’ı hayat nizamı ve Rasulullah (s.a.s)’ı önder edinen, insanlar için var edilmiş en hayırlı ümmet: İslâm Milleti!..[1]

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah (s.a.s)’in kendilerine örnek ve şahid olduğu vasat ümmet!..[2] imanıyla, Allah’a teslimiyetiyle, İslâm’ı kendisine hayat edinmiş ve İslâm’la hayat bulmuş, bu izzetli vasfıyla insanlık âlemine örnek ve şahid olmuş, kendisine merhamet edilmiş Ümmet!...

Katıksız ve gölgesiz iman edip, imanına asla şirk, küfür, bid’at ve hurafe karıştırmadan salih amel işleyen, yalnızca Rabbi Allah’a ibadet eden ve ibadette O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan bir ümmet!..[3] İman, İslâm ve İhsân üzere bütün ihlâs ve takva­sıyla direnen, akîdesinden, salih amelinden ve samimiyetinden asla taviz vermeyen bir ümmet!..

“Mülk elinde bulunan ve herşeye güç yetiren” Âlemlerin yeğane Rabbi, Melik’i ve İlâh’ı Allah Teâlâ,[4] Zarardan, hüsran­dan kurtulmuş, iman edip salih amel işleyen, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve birbirlerine sabrı tavsiye eden[5] bu ümmete va’detmiştir:

“Hiç şübhesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, ken­dileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları, korkularından sonra güvenliğe çevi­recektir.”[6]

Va’dından asla caymayan ve va’dettiğini, va’dettiği şekliyle yaratan yeğane Rabbimiz Allah Teâlâ[7] bu va’dini, yeryüzü tağutlarını bütün kurum ve kuruluşlarıyla, teori ve pratiğiyle yani akîde ve ameliyle reddedip yalnızca kendisine iman edenlere va’detmiştir..[8]

“Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.”[9] Beyanıyla bu va’dini hakk edenlerin temel özellikleirni bildirmiştir... Gerçekten iman edip salih amel işleye­rek va’dini hakketmiş olan muvahhid mü’min kullarına şu emri veriyor yeğane Rabbimiz Allah Teâlâ:

“Dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Rasul’e itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz.”[10]

Rabbimiz Allah’ın kendilerine yeryüzünün iktidarını verecek  muvahhid mü’min, “dosdoğru  namazı kılar, zekatı verir, ma’ru­fu emreder ve  münkerden sakındırır”[11] özelliklerine sahib, izzet üzere olan şahsiyetlerdir... Bunlar, insanlık âleminin örnek önderleri olan ve her şeyiyle tam kıvamında olan, yani vasat ümmetin birer hayırlı ferdidirler... İslâm Milleti’nin evlâdı olan bu muvahhid mü’minler, vatanları çağdaş egemen tağutlar tara­fından işgal edilip kendileri esaret altına alınmışlardır... Yüz yıl­dan bu yana İslâm topraklarını işgal eden egemen müşrik tağutlar, muvahhid mü’minleri mustaz’af konumuna  sokmuş, Allah’ın kendilerine verdiği hakları ellerinden almış, maddî ve mânevî  bir sömürüye tabi tutmuşlardır..

Egemen müşrik tağutlar, işgal ettikleri İslâm topraklarında kendi hükümlerini kabul edip onlara itaat eden yerli işbirlikçile­rini bulundukları bölgelerde kukla iktidarlar yapmış ve onları uşaklığından çok faydalanıp en vahşî sömürüyü gerçekleştir­mişlerdir... Uşaklarının sadık hizmetleriyle yüzyıldan beridir İs­lâm topraklarındaki insanları, şirk ve küfür eğitim ve öğretimiyle yetiştirmekte kendilerine uygun nesiller ortaya çıkarmakta olan egemen tağutlar, kendilerini müslüman kabul eden insan kitle­lerini rahatça yönetmekte ve sömürmektedirler...

Allah’ı Rabb, İslâm’ı din ve Rasulullah (s.a.s)’i önder kabul ettiklerini beyan eden müslüman kitleler, tağutun egemen şirk kültürünü benimsemiş, böylece uyumlu ve ılımlı bir acaib ka­rakter ortaya çıkmıştır... Bir tarafta kendilerini İslâm’a mensub gören, diğer tarafta egemen tağutlara itaat eden bir tip!.. Bir tarafta, “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenlerin Kâfir, zalim ve fasık olduklarını”[12] söyleyen, diğer tarafta onları “Ülu’l-emr” gören bir anlayış!... Allah’ın haram kıldıklarını helâl, helâl kıl­dıklarını haram kılan, yani Allah’ın muvahhid mü’min kullarına yasakladığını serbest, serbest ettiğini yasaklayan şirk hükümle­riyle hükmeden egemen tağutları “ulu’l-emr” görüp onlara itaat eden kitleler kendilerini iman etmiş müslümanlar olduklarını da ikrar ediyor, hattâ yeğane hayat nizamı İslâm’ın bazı Şiârlarını da amel hâline getiriyorlar...

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, iman eden kullarına, kendi­sine ve Rasulü (s.a.s)’e itaat etmelerini emrederken,[13] kim olursa olsun kâfirlere ve Ehl-i Kitab olanlara itaat etmemeli konusunda onları şiddetli uyarıyor!..

“Ey iman edenler, eğer kâfirlere itaat edecek olursanız, sizi ökçelerinizin üzerinde geri döndürürler. Siz de zarara uğrayanlar olarak geri dönersiniz.”[14]

“Ey  iman edenler, eğer siz Kitab Ehli’nden bir kesime itaat edecek olursanız, sizi imamınızdan sonra kâfirler olarak geri döndürürler.”[15]

İşgal edilmiş İslâm topraklarında yerli işbirlikçi uşaklarıyla egemenliklerini ve sömürülerini sürdürenler, ya “Kitab Ehli” kâfir ve müşriklerdir, ya da kitabsız kâfir ve müşriklerdir... bu tağutî egemen zalimler, Mustaz’aflaştırdıkları mazlum müslü­man kitleleri, eğitim ve öğretim sistemleriyle, zorla ya da iknâ ederek kendilerine tabi kılmış, boyun büktürmüş, hattâ “Bel’­am” kılıklı yardakçıları vasıtasıyla İslâm Dini’nden hareketle kendilerine destekleyiciler hâline getirmişlerdir...

Egemen tağutlar, yeri geldikçe İslâmî değerleri ve kavram­ları, kendi menfaatlarıan uygun hâle getirip onlardan oldukça faydalanma yoluna gitmişlerdir... Bu değer ve kavramların, İslâm’dan yana olan içlerini boşaltmış, ayrı ambalaja kendi şirk ve küfür anlayışlarını doldurmuşlardır... Dışı İslâm markalı, içi tağutî anlayışlı olan kavramlarla  kafalar karıştırılmış, zihinler bulandırılmış, beyinler kirletilmiş, kalbler alt-üst edilmiş ve hayat tarzı korkunç bir değişikliğe uğratılmıştır...Böylece kuzuyu, kurda âşık edip teslimiyeti sağlamışlardır..

Egemen tağutlar, işgal ettikleri İslâm topraklarında küfrün ve şirkin hakimiyetini gündeme getirmiş,  İslâm’a aid bütün değerleri sosyal hayattan uzaklaştırıp, onların yerine kendi hü­kümlerini ve hayat tarzını yerleştirmişlerdir... Âlemlerin Rabbi Allah’a, O’nun Rasulü (s.a.s)’e ve O’na iman etmiş olan muvahhid mü’min müslümanlara karşı savaş açan egemen tağutlar, kendilerini müslümanlardan gösteren yerli işbirlikçi uşaklarıyla gerçekleştirdikleri bu savaşta, Allah ile hudud yarı­şına girmişlerdir...

1-Allah Teâlâ, her türlü faizi haram kılmış ve:

“Ey iman edenler, Allah’dan sakının ve eğer inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın.

Şayet böyle yapmazsanız, Allah’a ve Rasulüne karşı savaş açtığınızı bilin..”[16] diye buyururken, egemen tağutlar, ekonomile­rini faiz temeli üzerine yükseltmişlerdir... Ticaretlerini faiz ile yürüten zalim tağutlar, egemen oldukları İslâm toprakla­rındaki müslümanları faize mecbur kılmışlardır... Eğitim ve şirk kültürürle yetiştirdikleri yeni nesiller “, inandıkları gibi yaşaya­mayınca, yaşadıkları gibi inanmaya başlamışlar” ve faizli hayatı benimseyip Allah’a ve Rasulü (s.a.s)’e karşı açılan savaşta tağutların cephesinde yerlerini almışlardır..

Cabir (r.a) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s), ribâyi (faizi) yiyene, yedirene, katibine ve şahidlerine lânet etti ve:

“onlar eşittirler!” buyurdu.[17]

Faiz olayı, o kadar çirkin, o kadar günah ve o kadar kor­kunç bir zulümdür ki, “Âlemlere rahmet olarak gönderilen”[18] Rasulullah (s.a.s), faiz ile uğraşanlara lânet etmiştir... Rasulullah (s.a.s)’in lânet ettikleri ve Allah ile Rasulü (s.a.s)’e savaş açanlar hiç iflâh olurlar mı? Hiç gelişip ilerleyebilirler mi? Onlarda hiç huzur olabilir mi?

Ebu Hüreyre (r.a)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s) şöyle bu­yurur:

“Faiz yetmiş çeşit günahtır. Bunların en hafifi, erkeğin kendi annesiyle zinâ etmesi (veya evlenmesi) günahı kadar­dır.”[19]

Bu korkunç felâket ve zillet, Âlemlerin Rabbi Allah’a karşı yapılan isyanın dünyadaki cezasıdır, ya ahiret!...

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ribâ (faiz) yiyenler, ancak şeytanın çarpmakan dolayı ken­dilerini sar’aya düşürdüğü kimse gibi (kabirlerden) kalkarlar. Bu, onların: “Alış-veriş de ancak ribâ (faiz) gibidir” demelerin­dendir. Hâlbuki Allah alış-verişi helâl, ribâyı haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faizden) vaz­geçerse, geçmiş kendisinindir. İşi de Allah’a aiddir. Kim (faiz yemeye) dönerse, onlar da cehennemliklerdir, orada ebedî kalıcıdırlar.”[20]

Ebu H üreyre (r.a)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s) şöyle bu­yurur:

“(Mi’raca) götürüldüğüm gece, karınları odalar gibi (büyük) olan bir kavmin üzerine vardım. Bunların karınlarında, dışarıdan görülen yılanlar vardı.

Ben:

-Ya Cebrail, bunlar kimlerdir? diye sordum.

Cebrail:

-Bunlar, faiz yiyicileridir! dedi.”[21]

İşte hakikat, işte hayat!

Benimsenen gayr-i İslâmî hayata bakın, bir de beyan buy­rulan hakikata!...

İslâm topraklarını işgal eden müstekbir tağutlar, şirk kültü­rüyle eğitip öğrettiği esaretleri altındaki nesiller, öyle çarpık bir zihniyete sahib oldular ki, bir tarafta müslüman olduklarını söy­lerken, hatta abdest alıp namaz kılarken, oruç tutup Hacca ve Umre’ye giderken, hanımları ve kızları teseddürlü iken, faiz ku­rumlarına genel başkan olmaya veya herhangi bir memurluk görevinde bulunmaya olanca gayretlerini gösteriyorlar... Hatta kendilerini engelleyenlere karşı düşman kesiliyor ve bu engelleri aşıp faiz kurumlarındaki görevlere gelmek için alabildiğince çaba harcıyorlar!..

2-Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din, işte budur. Ancak insanların çoğu bilmezler.”[22]

İnsan kullarının hayatları üzerinde hak sahibi ancak onları yaratan, rızık veren, yetiştirip büyüten, yol gösterip eğiten, sevk ve idare eden Allah Teâlâ’dır. İnsan kulları için nasıl hareket etmelerinin gereğine dair hüküm koyan, emir ve nehy beyan eden, helâl ve haram sınırlarını çizen yalnız ve yalnız Allah Teâlâ’dır... çünkü “yaratmak ve emir yalnızca O’nundur.”[23] İn­san kulları, Rabbleri, Melikleri ve İlâhları Allah Teâlâ’nın indirdiği hükümlere göre hareket etmelidirler... Allah’a ve Rasulullah (s.a.s)’e itaat etmeli, hayatlarını Kitab ve Sünnet’e göre düzen­lemelidirler.

“Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir.”[24]

“Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimle­rin tâ kendileridir.”[25]

“Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fasıkların tâ kendileridir.”[26]

İşte hakikat, işte hayat!

Hakikat:

“Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevala­rına uyma!”[27] ilâhî emir yalnızca Allah’a aid olduğuna inanıp insanların arasında Allah’ın indirdiği hükümlerle hük­metmek­tir... Dosdoğru olan anlayış, akîde ve davranış budur!... Bunun dışındaki davranışlar, Allah’dan başka hüküm koyucu tağutlara yönelmek ve onların şirk hükümleriyle hükmedip itaat etmektir ki, tamamıyle dalâlet, küfür, zulüm ve fısktır... Allah’a karşı isyan edip başkaldırmaktan başka birşey değildir bu anla­yış ve davranış!..

Hâl bu iken, egemen müşrik tağutların şirk eğitim ve öğre­timi sonucu zihniyet tamamıyla alt-üst edilmiş,  kendilerini müslüman kabul eden kadrolar, insanların aralarında Allah’ın indirdiği hükümlerle değil, egemen tağutlarının ilâhlaştırdıkları hevalarından kaynaklanan hükümlerle hükmetmek için adeta yarışıyorlar... Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeye imkân­larının ve güçlerinin olmadığını beyan edenler, tağutların şirk hükümleriyle hükmetme konusunda her türlü imkân ve gücü elde etmek için bütün gayretleriyle çalışıyor, hatta bu gayretle­rini, Allah yolunda cihad olarak beyan ediyorlar..

Ehl-i irfan ve ehl-i hikmet olanlar ne güzel ve ne doğru söylemişler:

“İyilik yapamıyorsan, bâri kötülük yapma!”

İslâm topraklarını işgal edip şirk ve küfür düzenlerini sosyal hayata hakim kılan egemen tağutların kurum ve kuruluşlarında görev alıp iktidar mevkilerine gelenler, egemen tağutlarına itaat sözlerini veriyor ve verdikleri sözleri gereği hayatlarını düzenli­yorlar... günlük, haftalık, aylık ve yıllık mesaileri boyunca ege­men tağutların şirk hükümleri gereği davranıyor, onların emirle­rini harfiyen yerine getirmeye çalışıyorlar.. Bu çalışmalarıyla o bölge de esaret altındaki mazlum ve mustaz’af muvahhid mü’­minlere, egemen tağutlar adına zulmediyorlar... “Zulmü kal­dıra­cağız” iddiasıyla zulmetmek!... ne serap bir sermaye ve ne  çürük bir iddia!...

3-Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları an­cak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının. Umulur ki, kurtuluşa erersiniz.

Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?

Allah’a itaat edin, Rasule de itaat edin ve (emirlerine aykırı hareketten) sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, peygamberi­mize düşen açıkça tebliğden ibarettir.”[28]

İlâhî emir bu, hakikat bu iken, İslâm topraklarında egemen olan tağutî düzenler, her türlü rakîyi ve kumarı helâl kılmış, yanşi serbest bırakmış ve iktidardaki kadroların görevleri ara­sında yer almıştır... İktidarda olan Kadroların görevlerinden birisi de her türlü sarhoş edici içki üretmek, kumara izin vermek ve bunlardan gelir elde etmektir..

Mustaz’af ve mazlum müslümanlar arasından çıkıp kendile­rinin de müslüman olduklarını söyleyen ve tağutun şirk hü­kümleriyle hükmetmeye talib olan kadrolar, iş başına geldikleri zaman, içki üretimi ve kumarın her türlüsünü serbest kılmak konusunda seleflerinin yerini tutuyor, onların bıraktığı yerden devam ediyorlar... “Şeytanın işlerinden olan pislikleri” istenilen hız ile devam ettiriyorlar...

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın:

“Artık vazgeçtiniz değil mi?” sorusuna, âdeta  “hele biraz daha devam edelim, ileri ki bir zamanda fırsat ele geçince...” dercesine hareket ediyorlar.

Rabbimiz Allah:

“Allah’a itaat edin, Rasule de itaat edin ve (emirlerine aykırı hareketten) sakının!” emrine karşılık, âdeta “şimdilik ve sonu belirsiz bir zamana kadar egemen tağutlara itaat etmeye devam edecek, Allah’a ve Rasulüne itaat etmeyi sonraki bir zamana bırakıyoruz..” dercesine hareket ediyorlar!...

Kendilerini müslümanlardan gören ve  tağutun hükmüyle hükmetme makamında bulunanların tavrı ve yaptıkları ortada... Egemen tağutlara çok itaatkâr olanlar, onların adına insanları yönetenler ve kendilerini bütün mesaileriyle onlara benzetenle­rin durumu nedir?

İşte hakikat, işte hayat!

İbn Ömer (r.anhuma)’nın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:

“Kendisini bir kavme benzetmeye çalışan kimse, o kavim­dendir?”[29]

Amr b. Şuayb’ın dedesinden rivayet edilmiştir:

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur.

“Bizden başkalarına benzemeye çalışanlar, bizden değil­dir.”[30]

Huzeyfe (r.a) şöyle der:

-Kim bir kavme benzerse, o, artık onlardandır. Ahlâk, ah­lâka benzemeyinceye kadar, giyim giyime benzemez![31]

İbn Mes’ud (r.a) şöyle söyler:

-Kalbler, kalblere benzemedikçe, giyim giyime benzemez![32]

4-Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Zinâya yaklaşmayın. Gerçekten o, çirkin bir hayasızlık ve kötü bir yoldur.”[33]

İnsanların Rabbi, Meliki, ilâhı Allah Teâlâ’nın Kat’i emri bu: Zinâya yaklaşmayın! Çünkü zinâ, çok çirkin bir hayasızlık ve kötü bir yoldur...

Egemen zalim tağutların işgal ettiği İslâm topraklarında, zinâ helâl kılınmış, yani serbest bırakılmış ve yasallaştırılmıştır... Tağutî düzenlerde yönetime gelen kadrolar, yasallaştırılan resmî zinânın yönetimini de üslenmektedirler...

Zinâ yapılan evleri ve zinâ yapanları en sağlıklı bir şekilde devam etmelerini sağlıyor, bu hizmetlerine karşılık onlardan gelir elde ediyorlar...

“Zinâya yaklaşmayın!” diye emreden Rabbimiz Allah, her­hâlde “siz zinâya yaklaşmayın, zinâ yapmayın, fakat zinâyı ser­best bırakın, zinâ yaptırın ve ondan kazanç elde edebilirsiniz” diye hiç kimseye böyle bir hak tanımamıştır... ya da “ileri ki zamanda onu ortadan kaldırma fırsatı elinize geçince ortadan kaldırmak niyetiyle şimdilik zinâ yaptırmaya devam edebilirsiniz” diye hiç kimseye böyle bir yetki verilmemiştir..

Rabbimiz Allah Teâlâ: “Zinâya yaklaşmayın!” diye emir ve­rirken, birileri, tağutî düzenlerde yetkili olabilmek için, her türlü zinâyı yaptırmaya rıza göstermekte ve Onun yetkisiyle zinânın her türlüsü gerçekleşmektedir... Bu yetkiyi elde edebilmek için neleri fedâ etmiyorlar ki, kendilerini müslümanlardan kabul eden kadrolar... Bu yetkiyi kullanacak makamlara getirildikle­rinde de, o  makamların gereğini harfi harfine yerine getiriyor ve böyle bir görevi” İslâm’a, dolayısıyla müslümanlara hizmet ni­yetiyle yürüttüklerini iddia ediyorlar...

Ne serap bir anlayış, ne çürük bir iddia!..

Ne yazık ki, bu serap anlayışlarını ve bu çürük iddialarını gündeme getirirken Allah Teâlâ’nın insan kulları arasından seç­tiği Nebi ve Rasul kullarından Yusuf (a.s)’ın hâl ve hareketlerini kendilerine örnek aldıklarını söylemektedirler... Bütün bu günah ve isyanları işlerken kendilerini Yusuf (a.s)’a benzettiklerini beya’n etmektedirler..

Ne serap bir anlayış ve ne çürük bir iddia!...

 

 



[1]     Bkz. Âl-i İmrân, 3/110.

[2]     Bkz. Bakara, 2/143.

[3]     Bkz. Kehf, 18/110.

[4]     Bkz. Mülk, 67/1. Nas, 114/1-3.

[5]     Bkz. Asr, 103/1-3.

[6]     Nur, 24/55.

Not: Rabbimiz Allah Teâlâ, en büyük nimet olan İslâm Din’ini muvahhid mü’min kullarına lutfetmiştir:

“Bu gün size dininizi kemâle erdirdim üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçip beğendim.” Mâide, 5/3.

[7]     Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Şüphesiz Allah, va’dinden dönmez.” Ra’d, 13/31. Zümer, 39/20.

“(Bu,) Allah’ın va’di(dir.) Allah, va’dinden caymaz. Fakat insanların çoğu bil­mezler.”  Rum, 30/6.

[8]     Bkz. Bakara, 2/256.

[9]     Nur, 24/55.

[10]    Nur, 24/56.

[11]    Bkz. Hacc, 22/41.

[12]    Bkz.Mâide, 5/44-45-47.

[13]    Bkz. Nisa, 4/59. Enfal, 8/20.

[14]    Âli imrân, 3/149.

[15]    Âli imrân, 3/100.

[16]    Bakara, 2/278-279.

[17]    Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Musâkat, B.19, Hds.106.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Buyu, B. 2, Hbr. 1221.

Sünen-i Neseî, Kitabu’z-Zinet, B.25, Hbr.5071-5073.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’t-Ticâre, B. 58. Hbr.2277.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Buyu, B. 4, Hbr. 3333.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’l-Buyu, B.4, Hbr. 2538.

[18]    Bkz. Enbiya, 21/107.

[19]    Sünen-i İbn Mace, Kitabu’t-Ticâre, B.58, Hds. 2274.

İmam Hafız el-Munzirî, Hadislerle İslâm-Terğib ve Terhib,  çev. A.Muhtar Büyükçınar, vdğ. İst. T. Y.C.4, Sh. 144, Hds. 11. Beyhakî’den.

[20]    Bakara, 2/275.

[21]    Sünen-i İbn Mace, Kitabu’t-Ticâre, B.58, Hds. 2273.

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 2, Sh.353-363.

[22]    Yusuf, 12/40. Ayrıca bkz. Yusuf, 12/67. En’âm, 6/57-62.

[23]    Bkz. A’raf, 7/54.

[24]    Mâide, 5/44.

[25]    Mâide, 5/45.

[26]    Mâide, 5/47.

[27]    Mâide, 5/49.

[28]    Mâide, 5/90-92.

[29]    Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Libas, B.4, Hds. 4031.

Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof.Dr. Ali Yardım, İst. 1999, Sh. 97, Hds. 280.

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh.50.

[30]    Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İsti’zan ve’l-Adab, B.7, Hds.2835.

[31]    İmam ez-Zehebî, et-Teşebbuhu’l-Hasis Bi Ehli’l Hâmîs- Hristiyanlığa Benzemeye reddiye, çev. Mehmet Emin Akın, Ank. 2006, Sh.47.

[32]    İmam ez-Zehebî, A.g.e. Sh.47.

[33]    İsra, 17/32.

Abdullah Dai

 

312

Yorum Ekle

Yazdır

YORUMLAR

BU KATEGORİDEKİ DİĞERLERİ

n

01/07/2011 - 20:27 Milli Gençlik Vakfı ne güzeldi!

n

07/12/2010 - 23:01 Kapitalizmin Rasyonelleştirilmesi

n

06/12/2010 - 19:32 Hicret Diriliştir!

n

09/11/2010 - 14:40 Talebeler ve MSP

n

03/11/2010 - 23:17 Türkiye'de İslamî Hareketin Dünü, Bugünü

n

05/10/2010 - 14:58 Yoldaki İşaretçi: Seyyit Kutup

n

05/10/2010 - 14:52 Milli Görüş ve Bölünmelerin Perde Arkası

n

30/11/2009 - 21:22 Kudüs’e Yürüyen Adam: Halid Meşal

n

29/11/2009 - 23:10 Mahzun Ayasofya

n

29/11/2009 - 00:24 "İsim İsim, Olay Olay" Deşifreci Soner Yalçın

n

04/07/2009 - 23:51 Şehadetinin 29. Yılında Sedat Yenigün

n

19/05/2009 - 21:51 İslâmi Dergiler

n

16/05/2009 - 11:05 "Akan bütün kanlar Hak için aksa!"

n

14/05/2009 - 17:27 Yozlaşmanın Başörtüsü Versiyonu; Peruk

n

05/05/2009 - 21:47 28 Şubat'ın Seyir Defteri

n

12/04/2009 - 10:56 İhtilallerin terbiye ettiği İslâmcılık

n

01/04/2009 - 11:17 AKP türbanlı diye itiraz etti, halk seçti

n

31/03/2009 - 19:47 Ümmetin Başı Sağolsun!

n

17/02/2009 - 14:59 İran Devriminden 30 Yıl Sonra

n

07/02/2009 - 02:50 Alparslan Kuytul'dan Davos yorumu / VİDEO

n

26/01/2009 - 11:04 Millî Görüş Yemini

n

25/01/2009 - 22:16 Türk Tarihin Neresinde ?

n

23/01/2009 - 03:07 Mehmed Muzaffer Destanı

n

22/01/2009 - 18:47 Erbakan, Erdoğan ve İsrail'e destek meselesi

n

19/01/2009 - 21:04 Seks Canavarı İle Savaş

n

04/01/2009 - 23:58 Gençlik Meseleleri

n

19/12/2008 - 00:14 Tağuti düzenlerde yaşadığı gibi inananlar

n

15/12/2008 - 01:59 Bir Ömrün Hikayesi: Sabahattin Zaim

n

09/12/2008 - 21:22 Eskiden Taliban Gibi Düşünürdük (!)

n

08/12/2008 - 13:10 İşte Kudüs'te okunan ilk hutbe!

n

06/12/2008 - 22:00 Ağır Sanayi Hamlesi ve Erbakan

n

09/11/2008 - 11:42 İslamcılık ve Milli Görüş

n

07/11/2008 - 13:18 Aliya; kalbimiz

n

07/11/2008 - 12:54 MTTB, AKINCILAR, MGV, AGD ve Milli Görüş Gençliği'nin Serüveni

n

31/10/2008 - 23:24

Dünden Bugüne Kısaca D-8

n

26/10/2008 - 22:11 Ne oluyor bu gençlerimize ?

n

14/10/2008 - 13:08 Ecevit'in itirafı: ‘MSP OLMASA KIBRIS HAREKÂTINI GERÇEKLEŞTİREMEZDİK’

n

14/10/2008 - 12:38 Erbakan'ı anlamayanlar utansın

n

13/10/2008 - 12:03 Kim bu Deniz Gezmiş?

n

26/09/2008 - 11:04 Modern Takiyyeciler !

n

17/04/2008 - 11:53 Fatih Sultan Mehmed Kimdir ?

n

27/03/2008 - 09:00 Sedat Yenigün'ün Şehadetinden Sonra

n

27/03/2008 - 08:47 Sedat Yenigün Niçin Şehid Edildi?
 

Hatice Tüfekci
Katledilen Kavramlar
22/03/2010 - 16:35

Kürt Açılımını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?

Seçenekler
Destekliyorum.. Kürtlerle kardeşliğimiz pekişecek
Desteklemiyorum. Bizi ayrıştıracak
Kararsızım
Bilgim yok

Sonuçları Göster