Edirne'de Ülkücüler tarafından öldürülen Erdoğan Tuna ve Kartal'da Komünistler tarafından katledilen Nazım Durmuş için, dün İstanbul'da Müslüman gençler tarafından protesto yürüyüşü yapıldı. Akıncılar teşkilatının düzenlediği yürüyüşe, onbinlerce müslüman genç katıldı.
Yürüyüş, Saraçhane'den başladı... Müslüman gençliğin bu sessiz yürüyüşünü sonuna kadar sürdü.... Fakat bu sessizlik, bir suskunluğu, bir kabul etmişliği ifade değil; bir başlangıcı, yumruğun sıkışını gösteriyordu.... Sıkılan yumruklar, pamuk eldivenler içinde, demir bir el gibiydi.
Onbinler, Saraçhane'den Aksaray'a, oradan Beyazıt'a, Sultanahmet yoluyla da Sirkeci'ye, bir sel gibi aktı... Önüne geleni yıkacak, devirecek ve yok edecek bir akıştı görülen... Çarpık düzene, bozuk düzene ve onun kapitalist, komünist, faşist uşaklarına karşı, sel gibi aktı müslüman gençler....
Sirkeci'ye inen mahşerî kalabalık, buradan araba vapurları ile Harem'e ve Harem'den Haydarpaşa'ya yürüdüler. Buradan da trenlere binerek, Kaltal'a ulaştılar. Kardeşleri Nazım Durmuş'a son görevlerini camide İfa ederek, Soğanlı Mezarlığı'na defnettikten sonra; başladıkları gibi, sessizce dağıldılar. Yürüyüş Kartal Soğanlı'da tamamlanmıştı. Diğer yürüyüş, yine binlerce gencin katılımıyla, Edirne'de yapıldı ve yine sessizce, bir olay çıkarmadan, dağıldı.
Ya savaş?
İşte o, yeni başlıyordu. Kavga, bu iki müslüman gencin katledilmesiyle durmayacak, hatta dahada hızlanacaktı.... Saldın, sadece Nazım Durmuş'a, Erdoğan Tuna'ya değildi. Öldürülen, belki Durmuş'tu, Tuna idi, Fakat asıl öldürülmek istenen Durmuşlardı, Tunalardı. Kısacası, müslüman gençlikti, hedef alman...
Onbinlerin arasmdan bir genç, şunları söylüyordu yavaşça: " Ne, kendilerini halkçı devrimci diyen komünistlerin; ne Ülkücü milliyetçi yaftasına sarılmış faşistlerin; ne de çarkını sadece müslümanları ezmek, öldürmek ve prangalara vurmak için döndüren zalim düzenin; zulmü, bizi asla yolumuzdan döndüremeyecektir..."
Evet... İki şehid, son yolculuklarında yalnız bırakılmamıştı.... Bir müslümanın başına gelen, bütün müslümanları ilgilendirir, düsturu; bir kere daha görüldü ve onbinler, onları son yolculuklarına uğurladı.
Sadece yürüyüşle protesto edilmedi Nazım Durmuş ve Erdoğan Tuna'yı katledenler... Akıncılar, İstanbul Kültür Ocağı ve MTTB birer bildiri yayınlayarak hadiseyi kınadılar...
Bildirilerin birinde şu cümle yer alıyordu: “Müslüman’ın kanına girmek cinayettir. Bir müslümanı Öldüren, bütün insanlığı öldürmüş demektir. Bu Alparslan'ın, Osman Gazi'nin, Fatih'in, Selim'in ruhunu boğmaktır. Neye, kime ve ne için hizmet ediyorsunuz?"
Onun da cevabı hazır:
"Bozuk düzenin müdafaacılığını yapanlar, er geç, bunun hesabım pahalıya
ödeyeceklerdir...."
Evet, Erdoğan Tuna'yı, Nazım Durmuş'u şehid edenler, sadece ve sadece,
Bozuk Düzen'e hizmet ediyorlardı.... Bu bozuk düzen, onları da çarkları arasında böyle ezip duruyordu.... Ama müslümanlar, bu bozuk düzenin ve onun eli kanlı uşaklarının oyunlarına gelmeyecek, kendini ezdirmeyecekti.
Dünkü yürüyüş, bunun en açık misaliydi. [1]