Kısaca kendisinden Hamido diye bahsedilen, Malatya'nın Belediye Başkanı Hamid Fendoğlu, akşamüzeri evine çoluk çocuğunun yanına döndüğünde, postadan bir paket geldiğini öğreniyordu. Refikası, gelini ve iki torunu olduğu halde, masanın üzerindeki meş'um pakete uzanan Hamido, daha paketin ağzım açmak üzereydi ki, müthiş bir infilâk oldu. Semtte yankılanan patlama üzerine eve koşanlar Hamido ve ailesini paramparça buluyorlardı. Oda öylesine dehşet verici bir haldeydi ki, görenin dayanması güçtü. Hele Hamido gibi birisinın başına böyle bir akıbetin gelmesi, O'nu sevenleri çileden çıkarmak için yeterdi de artardı bile.
Nitekim facia kısa zamanda bütün Malatya'da duyulmuştu. Malatyalılar hayretler içerisindeydiler. İnanasıları gelmiyordu. Şaşırmışlardı. Fakat şaşkınlığın geçmesi ve bir öfke seli haline gelmesi uzun sürmemişti.
Esasen bu facia, aylardır biriken Öfkenin üzerine bir damla olarak değil, oluk gibi akmıştı. Aylardır, memleket sathında olduğu gibi, Malatya'da da faili meçhul cinayetler birbirini kovalıyordu. Öldürülenlerin hüviyetleri biliniyordu sadece. Bir sağdan, bir soldan.. Bir sağdan bir soldan.. Peş peşe altı kişi cinayete kurban gitmişti.
Ve işte böyle önüne geçilmez sel gibi infial, derhal Malatya'nın sokaklarını sarıyordu. Adeta bütün Malatya halkı evlerinden dışarıya uğramıştı. Hamido'nun sevenleri, köylerinden, kasabalarından şehre akmışlardı.
Başbakan Ecevit, günler sonra, bu manzara için
"ayaklanma" tabirini kullanacaktı. İlk anda ne O'nun ve ne de İçişleri Bakanı'nın sesi çıkmıştı. Hatta İstanbul’da polis şeflerinin kurşunlanması üzerine, bizzat hastanede saldırganları ziyarete giden İçişleri Bakanı Özaydınlı'ya; Malatya Savcısı dahi, şehirdeki hadiselerin ertesi günü, gazetelere verdiği beyanatta, henüz sokağa çıkamadıklarını, bu sebeple de tahkikata başlayamadıklarını söylemişti.
Bu kadar büyük hail hareketinin en sevindirici tarafı, kimsenin canına halel getirmemesiydi. Gerçi halkın infialini fırsat bilen ve her kalabalığın içine karışabilecek tıynetteki kişiler, Malatyalıların acısını çapulculuklarına perde yapmaya uğraşmışlardı. Ama bunların mevcudu bir kaç kişiyi geçmezdi.[1]