Ömür ne kadar kısa... Zaman ne kadar da hızlı akıp gidiyor... Adnan Demirtürk beyin aramızdan ayrılışının üzerinden tam 10 yıl geçmiş. Gerçekte 10 yıllık uzun bir süre... Fakat, sanki dün gibi... Sanki, Adnan beyle daha biraz önce berabermişiz gibi... İşte dünya bu... Dünya aldatıcı... Dünya yalan... Dünyanın gülleri mutlak soluyor. Burada, ölümsüzlük renk ve kokusundan eser yok... Gerçek hayat ahiret... Ölümsüzlük orada... Ebedi karar yerimiz orası...
Bu ölümlü dünyadan bir Adnan Demirtürk geçti. O, babasını küçük yaşta kaybetmişti. Ayşe ablamız, oğlunu nasıl bir ihlas ve samimiyetle yetiştirmiş ki, Adnan bey hep iyilerle olmuş, hep hayırlı işler peşinde koşmuş. Allah, anne babasında da razı olsun.
Genç yaşta Milli Görüş davasını tanımış. Liderine teslim olmuş. Tuttuğu eli bir daha bırakmamış. Hayatını, "Hakk'ı hakim kılma" davası olan Milli Görüş'e adamış. Görev istememiş, fakat, kendisine verilen her görevin hakkını vermeye çalışmış. Onu, hep bu kutlu davanın çeşitli kademelerinde koştururken gördük.
O, zor zamanların adamıydı. "İşten korkmayın, iş sizden korksun" diyordu. "Dünyada zor iş yoktur, zor iş, zamanında yapılmayan kolay işlerin toplamıdır" görüşündeydi. 28 Şubat süreciyle birlikte, Milli Görüş hareketi ciddi bir imtihandan geçmişti. Bu çetin süreçte, Milli Gençlik Vakfı da kongre sürecine girmişti. 17 sene bayrağı yüz akıyla taşımış olan Nevzat Laleli bey, bir nöbet değişimi arzu etmişti. Yapılan istişareler sonunda, yeni dönemde Adnan Demirtürk beyin Milli Gençlik Vakfı'nın başına geçmesi kararlaştırıldı. 6 Eylül 1997'de yapılan genel kongre sonucu, Adnan bey, genel başkanlık görevini devraldı.
Yükün ağırlığını ve geçilmekte olan sürecin zorluğunu çok iyi biliyordu. Fakat, onun bitmeyen bir azmi, tükenmeyen bir sabrı vardı. Başı dik, davası haktı. Allah'a tevekkülü tamdı. Dünyanın bir imtihan alanı olduğunun şuurundaydı. Daha ilk toplantılarından birinde şöyle demişti:
"Allah'ın kuluna en büyük iyiliği, onu kendi davası uğrunda koşturmasıdır. Çalışma zor şartlarda gerçekleşiyorsa, ecri de kat kat artar. Alemlerin sahibi, en zor dönemde, insana en zayıf şeylerle yardım eder. Bir örümcek ağında peygamberimizi gizlediği gibi. Bugün de, bu davaya zarar gelmesin diye güvercinler gelir, örümcekler gelir. Herkes, kendi kulluğunu yapacak, hizmet aşkıyla çalışacak, teslim olacak ve muzaffer olacağız. Tılsım bozmayın. Tılsım, şerefli bir kefenle Allah'ın huzuruna gitmeye sevdalı olmaktır."
"Devlet bazen rutin dışına çıkabilir"
Türkiye, olağanüstü bir süreçten geçiyordu. Zamanın cumhurbaşkanı "Devlet bazen rutin dışına çıkabilir" diyordu. Normal olmayan bir işleyiş söz konusuydu. Sürecin kahramanları, milli ve manevi değerlere sahip çıkan kurumları hedef seçmişti. Hele, Milli Gençlik Vakfı'nın üzerine üzerine geliniyordu. İşte, böyle bir süreçte, rahmetli Adnan Demirtürk'ün MGV kadrolarını motive eden, çalışmalara heveslendiren sözlerini hatırlıyorum da, onun büyük ve güzel bir insan oluşuna bir kere daha hayran oluyorum.
O, genel başkanlığı devraldığı zaman, MGV'nin bir genel merkezi yoktu. Ankara Şubesi'nin dar bir mekanında hizmet verilmeye çalışılıyordu. Büyük toplantılar için salonumuz yetersizdi. MGV ve mensuplarının itilip kakıldığı, horlandığı bir atmosferde, özellikle aylık genel merkez toplantılarını en mutena yerlerde, en itibarlı otellerde veya Başkent Öğretmen Evi'nde yapıyor, MGV'nin en itibarlı bir mevkide olduğu mesajını vermeye çalışıyordu. Çünkü, Milli Gençlik'in mesajı açık ve herkese yönelikti. İzbe köşelere çekilmek ona yakışmazdı. Hiç unutmuyorum. 7.3.1998'deki aylık genel merkez toplantımızı Ankara-Altındağ Yunus Emre Kültür Merkezi'nde yapmıştık. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden 100 kadar kişi bu toplantıya davet edilmişti. Toplantıya geldiğimiz zaman gördük ki, pek çok tanımadığımız sima var. Herkes, "Bunlar da kim? Ne istiyorlar?" diyerek birbirine soruyor, olup biteni anlamaya çalışıyordu. Öğrendik ki bunlar sivil polis ve gazetecilerdi. Neredeyse, toplantıya katılan MGV kadroları kadar vardılar. Halbuki bu, teşkilat içi bir toplantıydı. Teşkilat mensupları dışında kimse çağrılmamıştı. Yaşanan, olağanüstü dönemin olağanüstü görüntüsünden başka bir şey değildi.
"Gül'e sevdalı bir başkan"
Adnan bey, hiçbir şey yokmuş gibi toplantıyı başlattı. Yılmaz Bölükbaşı beyi divan başkanı olarak görevlendirdi. Her ayki yöntemle, gündemin uygulanmasına başlandı. Adnan bey, açış konuşmasında söz konusu davetsiz misafirlere de "Hoş geldiniz" dedikten sonra, gazeteciler için şunları söylemişti:
"-Herbiri gençlerden oluşan gazeteci kardeşlerimizi de aramızda görmek istiyoruz. Bu memleketin birer evladı olarak güzel hizmetler ifa ediyorlar. Görevlilerimiz ilgilensinler, gazeteci kardeşlerimizi üye kaydetsinler. Bu güzel ülkeye birlikte hizmet edelim. Çünkü, başka Türkiye yok."
Adnan bey, kendisini davasına adamıştı. En zor ve en sıkıntılı bir dönemde heyecan oluşturmayı ve hizmet üretmeyi başardı. Milli Gençlik kadrolarına ümit ve güven verdi. "Gönül seferberliği yaparak ağız tadıyla çalışma"nın nasıl olması gerektiğini gösterdi. 20 aylık MGV genel başkanlığı sırasında, bir kere olsun zorluk ve sıkıntıdan söz etmedi. Vefatı sonrası İsviçre'deki yakınlarından da öğrendim ki, Adnan bey, o dönemde ciddi bir maddi sıkıntı içindeydi. Bu durumunu hiç bir zaman çalışma arkadaşlarına yansıtmadı.
Onun, bize daima "Allah'a kulluk" görevimizi hatırlatmasını, "Bu salondan yüce Rasülümüz'e selam gönderiyoruz" deyişini unutmayacağız. Vefatından önceki son saatlerde de "Gülden terazi kurmuşlar/İçine güller koymuşlar/Gül alırlar, gül satarlar/Alanlar gül, satanlar gül" diyerek "Güllerin Efendisi"ne (s.a.v) ne derece bağlılık gösterdiğine şahit olduk. O, "Gül'e sevdalı bir başkan"dı.
Hakk'a vuslatının 10. yılında diyorum ki; Ey güzel insan! İçin rahat olsun! Yetiştirdiğin kadrolar tılsımı bozmadı. Davasından vazgeçmedi. Tuttuğu eli bırakmadı. Çok sevdiğin "Emir Sahibi'ne bağlı kaldı.
Muhterem Reis! Seninle birlikte yürüyenler fire vermedi. Engellerle dolu dar geçitten geçmeyi başardı. Milli Gençlik davası bugün de samimi, sadık, vefakar ve emin ellerde yoluna devam etmektedir. Hakk'a yürüyüşlerinin 10. yılında güzel insan Adnan Demirtürk ve aynı kaderi paylaşan Talha Özcan Eyüboğlu ve Ahmet Zahit Turan'ı rahmetle anıyor ve yolunuz, yolumuzdur diyoruz.