Toplumsal olanla uğraşmak devingen bir hale sahip olmakla eş anlamlıdır. Bu devingenlik kimileri için değişken bir karaktere sahip olmak anlamına gelse de kimileri için de değişmeyen ilkelerin farklı cümlelerle ifade edilmesinden başka bir şey değildir.
Cumhuriyet Türkiye’sinde toplumsal dönüşümü amaç edinen birçok siyasi düşünceden bahsedilebilir. Fakat bunlar içerisinde geçmişi gündem edip bu birikimi ve tecrübeyi sonrakilere miras bırakma derdinde olanlar maalesef çok fazla değildir. Sol düşünce yelpazesinde olanları bu minvalde diğerlerinden bir adım önde tutmak, sanırım, haksızlık sayılmaz. Her ne kadar kişisel hesaplaşmaların, örgütsel mücadelelerin alanı olarak kullanılabilse de bunu teslim etmek gerek. Ayrıca geçmişe dönük yapılan her değerlendirme az çok kişiseldir ve ister istemez sübjektif bir karaktere sahiptir.
Bu bağlamda devasa bir mirasa sahip İslamcıların, özellikle Türkiye İslamcılarının geçmişlerini/tarihlerini, mücadelelerini yazmak gibi bir alışkanlıkları yok. Biz tarihimizi, yani Müslümanların tarihlerini maalesef birçok kez ‘devingenlik’i ‘değişken karakter’ olarak anlayanlardan, yemyeşil şeriatçıyken bembeyaz demokrat olanlardan dinledik.
Türkiye İslamcılarının hikâyesi
Arif Altunbaş üzerinde çalıştığı eseri bitirebilirse, Müslümanların hikâyesini içeriden birinin gözünden okuyabileceğiz. MTTB ile başlayan sürecin milliyetçi kesimden ayrılarak Akıncılar olarak vücut bulmasını, bu ayrılışın sancısını çekenlerden birinin şahitliğiyle okuyacağız. ‘Milli Gençlik’ten ‘Müslüman Gençlik’e olan gelişmenin odağında olan amacın ne olduğunu bedelini hicret ederek ödeyen birinin şahitliğinde okumak aynı zamanda AKP -ya da Ak Parti adına her ne denirse artık- iktidarı ve neoliberalizm karşısında alınan tavrı anlamayı da kolaylaştıracak hiç şüphesiz.
Gözümüz yollarda, bekliyoruz…
Erdal Kurgan/Dünya Bizim