Arif Altunbaş ile söyleşimizin son bölümünü yayınlıyoruz. Günümüz gençlik hareketlerinin şüphesiz Akıncılar-MTTB tecrübelerinden çıkaracağı çokça dersler var.
Bazı Akıncı dernekleri kuruldu. Bunlar bir ümit olabilir mi?
12 Eylül darbesi sonrasında büyük ve geniş çapta Akıncılar adında bir araya gelip bir varlık oluşturulamamıştır. Son zamanlarda bazı eski Akıncılar'ın bir araya gelip Akıncılar adında mevzi dernekler kurmuşlar ve bazı toplantılarda yaptıklarını duyuyorum. Hayır için atılan her hasbi adım alkışlanır. Soru, bu adımların tabandan ses getirip getirememesi olayı.
Tabanları olmayan, nostaljik bir yapılanmadan öteye geçmeyen girişimler mevzi kalırlar. Aradan 30 yıl gibi bir zaman geçmiş ve köprünün altından çok sular akmış.Yeni nesille arası kopuk, tabanla kapatılması zor, korkunç sosyal, kültürel, düşünsel, ideolojik bağlamda bir uçurum var. Yeniden bir araya gelmek uzun, ince, ciddi tahlillerden sonra olması gereken hayırlı bir iş. 78 kuşağının belki de yapması gereken birinci derecede ve son görevleri bu olmalıdır.
Akıncılar Türkiye’nin politik atmosferinde kendilerini nerede tanımlamaktaydı? Toplumsal dönüşüm gibi bir iddiaları var mıydı?
Akıncılar kuruluşundan itibaren o zamanın mevcut gençlik örgütlerinden farklı tarafları ve çekiciliği vardı ki hızla örgütlendi ve geniş bir kitleye ulaştı, kısa zaman içinde hızla tüm Türkiye’de yayıldı. Son dönemlerde adeta statükoya karşı bir tehdit durumuna geldi.Bu durum destekledikleri siyasi partinin üst yönetimini de korkuttu.Akıncıları kontrol altına alamayacakları korkusuyla bu gelişimden olağan üstü rahatsız idiler.
Akıncılar devlet eliyle kapatıldığında, Akıncılar’ın destekledikleri parti kapatmaya karşı çıkmadı. Birçok parti yöneticisi Akıncılar kapatılınca adeta tehlikeli bir araba yolculuğu yapmış bir insan gibi bir ‘oh’ çekerek rahatladı ve maalesef mutlu oldular. Ve hemen alelacele gençlik tabanını kimseye kaptırmamak için Akıncı Gençler adında yeni bir oluşuma gittiler.Bu kadronun içine bir önceki yönetimden kimsenin olmamasına özen gösterdiler.
İçinde bulunduğu dönemde Akıncıların ‘Kürt sorunu’na bakışı nasıldı? Bu sorunu tanımlama ve çözüm üretme adına yaptığı eylemlerde çözümü nerede görmekteydi?
Akıncılar döneminde ‘Kürt sorunu’diye bir konu yoktu sıcak gündemde. İslamcı hareketler ırk ve ulus eksenli değil ümmet eksenlidir, ırk tabanına dayanan bir sorunu zaten olamaz.
Bu sorun, resmi ideolojinin ürettiği, türettiği bir sorundur. Bu konuyu bu gün içinden çıkılamaz hale getirenler de bu yanlış ideolojinin ta kendisidir. Bu da onun tarihi geçmişliğinin ve çürümüşlüğünün bir ifadesidir.
Türkiye’de, Kürdün de, Türkün de, Lazın da Çerkesin de totaliter, baskıcı rejimle bir çok sorunları olmuştur ve şimdi de var. Bu rejim ırkçı ideolojik temeller üzerinde inşa edilmeye çalışılırken bu ülkede yaşayan herkes bu zulümden nasibini almıştır. Zulme uğrayanlar da sadece Kürtler değil bu ülkede resmi ideolojinin şekillendiremediği, adam (!) edemediği herkestir.
Ama bugün uluslararası desteklerle ve ulusalcı militarist bir devlet anlayışı ve yanlış yöntemlerle Kürt hareketi siyasi ve silahlı bir güç haline getirilmiş, ülkenin eline ayağına bir bağ, geleceğinin önünde bir tehdit ve taşeron olarak kullanılmaktadır.
Özünde Ulus-devletin kendisi homojenleştirici/tektipleştirici jakoben bir karaktere sahiptir. Kürtler dışında sistemin düşman gördüğü birçok farklı grup mevcut hiç şüphesiz… Fakat Cumhuriyet sonrasında özellikle Kürtler ve onlara ait kültürel (özellikle dil ve) haklar başta olmak üzere birçok şekilde düşman görülmedi mi? Yani bir Çerkes ya da Lazın kendini öyle tanıtıp kütürünü yaşamaya çalışmasına hiçbir şey denmezken Kürtlerin ‘varlık’ı bile ‘yok’ sayıldı, dilleri yasaklandı vs vs… Bu bağlamdaki Kürt sorunu Akıncılar için ne ifade ediyordu?
Osmanlının yıkılışı ve bu topraklar üzerinde kurulan/kurdurulan yeni devletler İngilizlerin siyasi bir projesiydi. Osmanlı toprakları işgal olundu ve Irakta, Suriyede, Libyada, Mısırda, Yemende ve diğer İslam coğrafyalarında bu proje akıllıca uygulandı. Kardeş olarak yüzyıllardır aynı topraklarda yaşayan Müslümanlar birbirine düşman ilan edildi.
Nasıl Türkiye'deki Kürt, Arap vs. varlığı yeni kurulan rejimce inkar edildi ise, Arap ülkelerinde de (Osmanlı zamanında oralarda kalan) Türk ve Kürt varlığı da inkar edildi. Bu proje ümmeti birbirine düşman etme , ümmet birliğini dağıtma, yok etme projesiydi.
İslamcı bir eksende örgütlenen Akıncıları bu durum tabii ki karşı idi. Akıncılar Şeyh Said’i de İskilipli Atıf Hocayı da aynı oranda sahiplenirlerdi. Mesele ırki değil, imani, İslami bir bakış açısıdır. 
Sizce Akıncılar ‘Özerk’ ya da ‘bağımsız’ bir Kürdistan fikrine ne derlerdi?
Gerek siyasi arenada, gerekse illegal örgütler şeklinde mücadele ve savaş veren Kürtler Türkiye’deki statükonun değişmesini, Türkiye’nin büyümesini, güçlenmesini istemeyen, iç ve dış güçlerin maşalığını yapmaktadırlar. Kürt sorununu kendileri için siyasi ve taktik bir malzeme olarak kullanıyorlar. Hatta Kürt sorunun çözülmemesi için çözmek istiyormuş gibi görünüyorlar. Amaç, üzüm yemekten öte bağcıyı dövmek.
Akıncılar, ülke bütünlüğünü, birliğini ve huzurunu, Müslümanların kardeşliğini zedeleyecek bir hareket içinde olmazlardı ve böyle bir düşünceyi de kendi içlerinde yaşatmazlardı. Resmi ideolojinin Türkiye’deki bütün halklara yaptığı zulmü, işkenceyi, baskıyı ve haksızlığı durdurmadan ülkenin hiçbir sorununun doğru dürüst çözülmeyeceğini Akıncı olan herkes bilirdi. Bataklığı kurutmadan sivrisinek avlamakla bitmez.
Mesele bu bataklığı kurutmaktır. Özerklik ve ayrı bir devlet kurup resmi ideolojinin belasından kurtulmak için çözüm değil. Kemalist paradigmanın ürettiği zulümlerle, Marksist-Leninist Apoculuk arasında ne fark var? İkisi de ırkçı, ikisi de din karşıtı, ikisi de totaliter, ikisi de kültür ve medeniyetimize karşı taşeron hareketler. Gelmek isteyen gitmesi gerekeni aratacak durumda.
Irak ve Suriye’de Baas, Mısırda Nasırizm, Türkiye’de Kemalizm hareketi, İslam ülkelerindeki diğer diktatörler ve şimdilerde de Apoculuk İslam ülkelerini kendi medeniyet ve kültürümüzden koparma operasyonudur. Akıncılar bu operasyonlara karşı mücadele etmek için kurulmuş, Müslüman halk çocuklarından oluşan bir gençlik hareketi idi.
Son sorum Şehid Metin Yüksel ile ilgili. O şehid edildikten sonra Akıncılar katil faşistlerden bunun hesabını sorma gibi bir eyleme giriştiler mi? Ya da bunun tabandaki etkisi nasıl olmuştu?
Rahmetli Metin Yüksel'in şehadeti bütün yurt sathında derin bir hüzün fırtınası oluşturmuştur. Onun Fatih Camisi'nin avlusunda, Cuma namazından sonra vuruluşu bir derin devlet oyunudur. Bu oyunda derin devlet o zamanki taşeronlarını bu işte kullanmıştır.
Akıncılar bunun hesabını her an sorabilecek güçte idi. Fakat, bizim ısrarla tabanımıza ‘Kuklacılar kuklalarını oynatıyorlar, sakın ha kuklacıların oyununa gelmeyin’ diye kesin talimatımız vardı. Biz, Akıncılar olarak bu ve bunun gibi birçok provakasyonlarla karşılaştık. Bizi birileri (derin devlet) ısrarla öğrenci olaylarının içine, bir kan gölünün bataklığına çekmek istiyordu. Bunu bildiğimiz için bu oyuna gelmedik.
Katili Maraş'ta abluka altına alan ve talimat bekleyen arkadaşlara biz o işe müsaade etmedik. Biz ne hakimdik, ne savcıydık, ne de cellattık. Katil de olsa, o katilin katline fetva verecek durumda değildik. Çünkü biz Allah’a ve Ahiret gününe iman etmiş ‘Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir’ ayetine inanmış Müslümanlarız.
Hesabımız hakkın yüce divanına, kıyamete kaldı. Metin şehit olarak halen dillerde destan bu dünyası ve öte dünyası mamur. Katilin hem bu dünyası, hem öteki dünyası harap. Şehid, ölmedi, hala içimizde yaşıyor. Katil ise, yaşayan bir ölü olarak aramızda dolaşıyor.
Erdal Kurgan/Dünya Bizim