RÖPORTAJ

Dr. Murat Dağıtmaç ile “Dijitalleşme”

Paylaşmak İsterseniz.

Merhabalar hocam, sizleri dergimizde görmekten onur duyduk. Öncelikle okurlarımız için sizi tanıyalım Murat Dağıtmaç kimdir, hangi meslekle uğraşır, yıllardır hangi konular üzerine çalışmalar yapmıştır?

1980 İstanbul doğumluyum. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar mezunuyum. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Doktora çalışmamı sosyal medya ile ilgili yaptım. Bu alanda yapılan ilk çalışmalardan olduğu için sonrasında yapılan birçok çalışmaya kaynak olduğunu bilmek beni daha çok sevindiriyor. Daha sonra doktora tezimi (bazı eklemelerle birlikte) kitap olarak bastık. Bu kitap çalışmasından sonra çoğunlukla Anadolu’dan seminer ve söyleşi davetleri geldi. Bu seminerlerle birlikte Dijital Haçlı Seferleri ve Dijital Psikolojik Devrim diye iki kitap daha yazdım. Şu an da Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak aktif eğitim çalışmalarıma devam ediyorum. Tabi Covid-19 süreci bizi öğrencilerimizden ayırdı. Derslerimiz ve seminerlerimiz online platformlarda devam ediyor.

– Bizlere “dijital yerli” ve “dijital göçmen” tanımlarınızdan bahseder misiniz?

Açıkçası bu kavramlar bana ait değil. Dünyada 1980 sonrası bu kavramlar literatüre girdi fakat ülkemizde duyulmaya başlanması 2010’lardan sonraya denk gelir. Ülkemizde teknolojinin daha yaygın olarak kullanılması o tarihlere denk gelmektedir. Akademik camiada bununla alakalı bir çok kavram var, X kuşağı, Y kuşağı vs. Gittiğim seminerlerde bu kavramların sayıca fazla olmasının insanlarda kafa karışıklığına neden olduğunu gördüm ve bende daha akılda kalıcı olsun diye, dijital yerli ve dijital göçmen kavramlarını kullanıyorum.

“Dijital yerli” diye, teknoloji ile doğar doğmaz tanışan, internetin kurdu olarak yetişen, bilgisayar ve teknolojilerini anadili gibi bilen yöneten ve kullanan nesile diyoruz. “Dijital göçmen” diye ise, teknolojiye doğduktan çok sonra ulaşıp kullanan kişilere diyoruz. Burada bir yaş grubu olarak belirleyebiliriz, 27-28 yaşından küçüklere “dijital yerli” diyebiliriz. Bu yaşın üstündekilere ise “dijital göçmen” denebilir fakat kişiye göre bölgeye göre değişkenlik gösterir. Örnek verecek olursak, Anadolu’da bir köyde yetişen bir genç eğer teknolojiye akranlarından çok sonra ulaşıyor ve aktif kullanmıyorsa, o bireye de dijital göçmen diyebiliriz.

– Kuşaklar arası çatışmalar hemen her dönem de güncel bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Sizce hususen Z kuşağı yanlış mı anlaşılıyor, kendilerini ifade noktasında mı problem yaşıyorlar yoksa hakikatte kuşaklar arası farklılıkların aile yapıları ve toplumsal düzen üzerindeki tesiri bu denli kuvvetli mi?

Şu an ebeveynler ve çocuklar arasında yaşanılan çatışmayı klasik “kuşaklar arası çatışma” olarak değerlendirirsek hataya düşmüş oluruz. Kuşaklar arası çatışmayı her dönem yaşıyoruz. Biz de yaşadık ebeveynlerimiz de yaşadı hatta Osmanlı Devleti’ne gidin o dönemde de yaşanıyordu. Hatta M.Ö. 800’de Hesiodos’un “Günümüzün gençleri öyle umursamaz ki ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağırbaşlı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kurallara boş veriyorlar. Çok duyarsızlar ve beklemesini bilmiyorlar.” diye söylemi var. Çok tanıdık geldi değil mi?

Şimdiki nesil için de bu söyleniyor fakat arada ufak ama çok etkili bir fark var. Biz veya bizden önceki nesiller, ufakken ne kadar yaramaz olursak olalım, ne kadar tembel olursak olalım “büyüyünce polis olacağım, asker olacağım, doktor, mühendis, öğretmen olacağım” diyorduk. Çünkü bu meslek grupları bizim rol modelimizdi. Sadece bizim dönemimiz de değil, 100 sene önce de böyleydi 1000 sene önce de böyleydi fakat şimdiki çocuklara “ne olmak istiyorsun?” diye sorduğunuz zaman verilen cevap “Youtuber, Influencer, e-spor oyuncusu” oluyor. Yani binlerce yıldan beri süregelen sosyolojik bir olgu son 3-4 sene içinde kırıldı. Artık biz çocuklarımızın rol modelliğini kaybettik. Bizler yerine Youtube’da gördüğü kişileri örnek almaya başladılar veya oynadığı oyunu en iyi oynayan e-spor oyuncusunu örnek alıyorlar. Haliyle günlerini bu mecralarda bu kişilerin videolarını izleyerek geçirdikleri için onların öğretisi bizim çocuklarımızın geleceği oluyor. Deepweb’i oradan öğreniyor, Twitch platformundan para kazanmayı öğreniyor, uluslararası s-spor turnuvalarına katılıyor ama bunların hiç birinden ailelerin ve öğretmenlerin haberi olmuyor. İşte asıl sorun burada, dediğim gibi, biz çocuklarımızın, öğrencilerimizin rol modelliğini kaybettik.

– Pandemi süreci bizlerin birçok alışkanlığını alışılmışın dışına çıkardı. Mevzubahis alışkanlıklar ve günlük yaşam minvalinde belki de en büyük değişiklik eğitimin bu kadar dijitalleşmiş olması. Halihazırda da devam etmekte olduğumuz uzaktan eğitim sürecini değerlendirebilir misiniz, sizce artı ve eksi yönleri nelerdir?

Açıkçası çok pozitif konuşamayacağım. Covid-19 süreci çok hızlı bir şekilde gündemimize girdi fakat böyle bir olgunun olacağı uzman kişiler tarafından bekleniyordu. Ben de öğretmen ve okul yöneticilerine verdiğim seminerlerde “eğitimcilerin dijital içerik üretebilecek yetenekleri edinmesi gerekir” diye sürekli söylüyordum. Fakat gelen tepkiler “haklısınız ama daha var sanırım, biz emekli oluruz muhtemelen” şeklindeydi.

Aile açısından, öğrenci açısından ve öğretmen açısından ayrı ayrı ele almak lazım. Misal öğretmen, teknolojiye hakim mi? Alt yapısı var mı? Tecrübesi var mı? Tecrübe derken hem öğretmen olarak hem de öğrenci olarak. Şu anda öğretmenlerin sadece fiziki ortamlarda eğitim tecrübesi var. Fiziki sınıflarda öğrencilerin sınıf içi odak sorunu, dersi takibi gibi konularda kendi öğrenciliği döneminden itibaren tecrübesi var. Yani öğretmen zamanında yüz yüze eğitim aldığı için, öğrencinin psikolojisini anlayabiliyor ve empati kurabiliyordu fakat şu anda maalesef böyle bir durum söz konusu değil.

Bu sorunların en başında “uzaktan eğitimin Türkiye’deki tüm öğrencilere ulaşabiliyor mu?” sorusudur. Eğitimin en önemli sorunlarından birisi olan “eğitimde eşitsizlik” sorunu maalesef bu süreçte daha da büyüdü. Ümidim bir an önce yüz yüze eğitime geçilip, geçildikten sonra buradan çıkardığımız derslerle kendimize bu alanda bir plan çıkarmamızdır. Eğitimcilerin, ebeveynlerin ve öğrencilerin verimli bir şekilde dijital dünyayı öğrenmesi gerekiyor.

Artı yönleri kesinlikle vardır fakat eksi yönlerinin daha fazla olduğunu düşünüyorum. Bence en büyük faydası “ülkedeki her bireyin dijital dünyanın gerçeklerinin farkına varmasıdır.” Covid-19 sürecinden sonra bu aldığımız dersleri değerlendirebilirsek bu açığı kapatabiliriz, yoksa geleceğin dijital köle nesillerini yetiştiririz.

– Bu sürecin ardından sizce okullarda tamamen yüz yüze eğitime geçilecek mi yoksa belirli dersler ve işlerde uzaktan etkileşimlere yer verilecek midir? Örneğin veli toplantıları belli başlı platformlarda gerçekleşme sürecine girer mi? Sizce öğretmenler uzaktan eğitimi tamamen terk eder mi yoksa işlevli yönlerini kullanmaya devam eder mi?

Bu virüsün etkileri 2020-2021 döneminin sonuna kadar devam eder. Biz unutkan bir toplumuz. Muhtemelen tamamen yüz yüze eğitime geçilecektir fakat bu alanda çalışma yapan kişiler ve idareciler artık durumun farkına vardı. Bazı okullar hibrit model olarak tasarlanan sistemle devam edebilirler. Çünkü öğrencilerin online eğitim tecrübesini kazanması gerekiyor. 1 sene online, 2 sene yüz yüze, sonra tekrar online eğitim…çocukların psikolojisini olumsuz olarak etkileyeceğini düşünüyorum. Şu anda ebeveynler online eğitime pek sıcak bakmıyorlar fakat onlara da artık online eğitimin hayatımızın bir gerçeği olduğunun anlatılması gerekmektedir.

– Meslek seçiminde kararsız olan genç kardeşlerimize geleceğin meslekleri olarak neleri söylersiniz? Öte yandan, karar vermiş olanlara da tavsiye niteliğinde düşeceğiniz notlar var mıdır?

Ben bu “Geleceğin meslekleri” tanımını çok sevmiyorum açıkçası. Öğrencilere tavsiyem geleceğin mesleğini değil kendi sevdikleri mesleği yapmaları fakat bu seçtikleri meslekleri dijitalle-teknolojiyle entegre etmeleridir. Misal; İktisat, İşletme okuyan bir öğrenci kripto para konusunu araştırsın ve block chain teknolojisini kesinlikle öğrensin. Tıp okuyorsanız 5G teknolojisini kesinlikle araştırın. Öğretmen olacaksanız “dijital içerik üretimini bilmeniz lazım” hatta Youtube’da sayfa açın. Psikolog olmak istiyorsanız yapay zekayı ve teknolojiyi yakından takip etmeniz lazım. Çünkü bu gelişmeler sizin danışanlarınızı etkiliyor.

– Sosyal medyada var olmanın insanlar üzerindeki aşırı boyuta varan etkisini her geçen gün daha da şiddetli görüyoruz. Akım, etkinlik videoları vs teknolojinin menfi yönleri dahil hayatımızın ortasına yerleşen dijitallik karşısında kendimizi bir koruma kalkanına almalı mıyız? Sizin nazarınızda özellikle çocuklar ve gençler için neler yapılmalıdır?

Açıkçası dijital göçmenlerden çok ümitli değilim. Yukarda bahsettim, biz çocuklarımızın rol modelliğini kaybettik diye. Haliyle kültürü de, dini de hayatı da dijital dünyadan öğreniyorlar ve karşılaşabilecekleri kötülükleri büyükler hayal bile edemez. İlk önce dijital dünyayı tanıyacağız. Üniversitede eğitim fakültesindeki öğrencilerime sürekli şunu söylüyorum, eğer bilgisayarı sevmiyorsanız, teknolojiden uzak duruyorsanız öğretmenlik yapmayın. Bu gençlere yazık etmeyin diyorum. Dijital dünyayı tanımayan, bilmeyen kişi ne anlatabilir. Şimdi bu yazıyı okuyan kişilerin kendisi, ebeveynleri veya öğretmenleri ne kadar dijital dünyayı tanıyor. Bırakın bildiğimiz sosyal medya platformlarını, deep web’i duydular mı? Discort’u biliyorlar mı? Twitch’den bu gençlerin para kazandığını biliyorlar mı? Pek sanmıyorum.

Diyelim ki öğrendik, dijital dünyanın içindeyiz. Bitmiyor, içerik üretmemiz lazım. Dijital yerlilerin dilinden dijital göçmenlerin tecrübelerini bilgilerini aktarması gerekir. Kültürü, dini, saygıyı ve ahlakı göstermemiz gerekir. Eğer ebeveynler olarak dijital dünyada yoksak, o çocukların ebeveynleri; eğitimci olarak orada yoksak o çocukların öğretmenleri  youtuberlardır.

– Bahsettiğimiz konularda kendini geliştirmek isteyen okurlarımız için önereceğiniz kitap, dergi ya da başkaca kaynaklar var mıdır?

Dijital dünyayı tanımak için Ray Kurzweil’in “İnsanlık 2.0” kitabını okuyabilirler. Doç. Dr. Ahmet Dağ’ın “Transhumanizm” kitabı, Gerd Leonhard’ın “Teknolojiye Karşı İnsanlık” kitabı, Said Ercan’ın “Dijitalizm” kitabı, benim “Dijital Haçlı Seferleri” ve “Dijital Psikolojik Devrim” kitabımı öneririm.

– Son olarak okurlarımıza söylemek, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Dijital köle değil dijital lider olsunlar.

Verdiğiniz kıymetli bilgiler ve röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Çalışmalarınızın daha çok insana ulaşması duasıyla, iyi günler dileriz.

Ben teşekkür ederim.

Sağlıcakla kalın.