İZ BIRAKANLAR

Ümmet’in Annesi: Zeynep Gazali

Paylaşmak İsterseniz.

“24 nolu hücre… Bir kadın, dizleri üzerine çökmüş. İçerisi kapkaranlık, doğu da batı da kendisine kıble… Daracık bir alan… Günlerce yapılan işkencelerden yorgun bir ses tonuyla niyazda bulunuyor baş koyduğu yolun Rabbine:

“ Yol uzun ve meşakkatli biliyorum. Sınanmak zor ama gücüm yettiğince, bu toplum dirilinceye, insanlık Kuran’ın ve sünnetin sancağı altında gölgeleninceye kadar hayırdan ve yolundan dönmeyeceğim. Ve ancak yaşadığım bütün sıkıntıların karşılığını senden bekliyorum. Senden yolunda sabit kalmak için yardım diliyorum.” (Öncü Şahsiyetler, 2015)

Halifeliğin kaldırıldığı dönemde, Ümmet coğrafyası parçalara ayrılmaya ve birçok farklı devlet tarafından işgal edilmeye başlanmıştır. Halifeliğe ve bilhassa İslam’a olan inancı kırmak için çeşitli siyasi ve sosyal propagandalar geliştirilmiştir. Bu propagandalar bazı yerlerde yasaklar ve işkencelerle kendini gösterirken, Mısır gibi ilmin fazla olduğu yerlerde İslam’ın içinin boşaltılması, Kur’an’ın toplumsal etkisinin azaltılması gibi sosyal tahribatlarla kendini göstermiştir. Bu dönemde İngilizler tarafından Şeyh Ali Abdurrezzak isimli El-Ezher alimine “İslam’da Hilafetin Yeri” isimli bir kitap yazdırılmış ve bu kitap Mısır’da, Kahire’de, Lübnan’da bedava dağıtılmış, TBMM’de de baştan sona okunup, yapılan işte bir yanlışlık olmadığı, El-Ezher alimlerinin bu işe fetva verdiği düşüncesi empoze edilmeye çalışılmıştır. Böyle bir dönemde, böyle bir ifsat hareketine karşılık Allah ıslah hareketinin başlamasını nasip etmiş ve cepheleşen kullarının batıl adamlarını batıla, hak erlerini de Hak davaya hizmetkar kılmıştır. İşte bu hak davanın en önemli kadın isimlerinden biridir Zeynep Gazali.

Zeynep Gazali, 2 Ocak 1917 tarihinde, Mısır’ın başkenti Kahire’nin kuzeyinde yer alan el-Buheyre vilayetinin köylerinden biri olan Meyyit Yaiş Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Üç yaşından itibaren Kur’an ve şiir okumaya başlamıştır. Dört yaşında, bir Hristiyan anaokuluna başlayan Gazali oradaki kızlara -o yaşta- İslam’ı anlatmaya başlamış ve kendisi hakkındaki şikayetlerden dolayı okuldan ayrılmıştır. Onda bu denli İslam ve tebliğ sevdasının yeşermesindeki en büyük pay babasına aittir. “Babası rüyasında kızını beyaz giysiler içerisinde kollarında taşırken görmüş, sonra çamura düşürmüş. Kirlenmesin diye hemen kaldırmaya çalışmış ki o sırada yanına yaşlı bir adam gelip Zeynep’i çamurdan çıkarmış ve babasına uzatmış. Babası şaşırıp “Sen kimsin?” diye sorduğunda ihtiyar adam: “Ben Ömer Bin Hattab’ım” diye cevap vermiş.” (Öncü Şahsiyetler, 2015)

Babası gördüğü bu rüyadan hareketle kızının İslam’da önemli bir yeri olacak düşüncesiyle onu lider gibi yetiştirmeye çalışmış. Kızına sürekli Uhud’ta Allah Rasulü’nün üzerine gelmekte olan bir grup gözü dönmüşün önüne atlayarak Allah Rasulü’nü korumaya çalışan Nesibe binti Kab’ı anlatmış ve onun ismiyle çağırmıştır. Çocuklarla oyun oynamak istediğinde ona izin vermez, “Sen çocuklarla oynamak için değil, kendini feda etmek için doğdun. Sen veziresin!” der, çok oynamak isterse çocuklar öğrenci, Zeynep öğretmen olur, bu şekilde oynamalarına müsaade edermiş.

Zeynep 10 yaşına geldiğinde babası vefat etmiş, bundan dolayı ailece Kahire’ye göç etmişlerdir. Lise hayatına orada başlayan Zeynep el-Gazali, o dönemlerde Mısır’ı laikleştirme adına kurulmuş, Mısır’ı batıya taşımak ve batı kültürüne satmak isteyen Hüda Şaravi’nin liderliğindeki kadın hareketinin Fransa’ya göndereceği üç öğrenciden biri olmak için başvuruda bulunmuş ve kabul edilmiştir. Ancak kişisel sebeplerden ötürü gitmekten vazgeçmiş, Hüda Şaravi’nin Kadınlar Birliği’ne üye olmasını istemesi üzerine bu gruba üye olmuştur. Kadınlar birliğinde görev yapmış ve iyi bir laiklik savunucu olarak isim yapmıştır.

Fakat sonrasında çalışmalarının İslam’a kaymasıyla birlikte tuttuğu yolun doğru olmadığına karar verip Kadınlar Birliği’nden ayrılmıştır. Bu konuda Hüda Şaravi’den izin almaya gittiğinde, bu tutumunu çok yadırgayan ve onu vazgeçirmeye çalışan Hüda Şaravi kendisinin kararlı olduğunu görünce kabul etmek zorunda kalmış, başarılar dilemiş ve  “Umarım bize cephe almazsın” demiştir.   Bu doğrultuda Müslüman Kadınlar Birliği’ni kurmuştur. Kendisini bu davaya adamaya hevesli olan Zeynep el-Gazali kadınlar birliğini kurduktan 6 ay sonra Hasan El-Benna’nın teklifiyle Müslüman Kardeşler Birliği’nin kadın kollarının başına geçmiş ve bu kutlu davada onlarla beraber yol almıştır. Her dönemde Firavunlar olduğu gibi Allah Firavunların karşısına Musaları da göndermiştir. Bu dönemin firavunu da Abdunnasır’dır.

Abdunnasır, Zeynep Gazali’den ve Müslüman Kadınlar Birliği’nden nefret etmekteydi. Müslüman Kardeşlerin ve Müslüman Kadınlar Birliği’nin kapatılması için uğraş vermiş ve birçok kişiyi hapsedip işkencelere maruz bırakmış ve birçoğunu da bu yolda şehit ettirmiştir.  Zeynep için de suikastler düzenlemiş ve evine dönerken bindiği araba başka bir arabayla çarpışmıştır, fakat bu sinsi komplodan Allah’ın yardımıyla sağ çıkabilmiştir. Kendisinin adını duyduğunda dahi öfkelenen Abdunnasır’ın nefretine dair memnuniyetini Gazali şöyle izah ediyor:

“ Benden korkmasını ve bana nefret duymasını sağlayan Allah’a hamd olsun. Ben de sırf Allah için ondan nefret ediyorum. Onun azgınlığı, biz Müslümanların gönül huzurunu ve davet için çalışma gayretini arttırmaktan başka şeye yaramayacaktır. Davetimiz, tevhid davetidir ve Allah’ın izniyle başaracağız. Bu yolda en küçük fedakarlığımız şehit olmaktır.” (Öncü Şahsiyetler, 2015)

En küçük fedakarlığı şehit olmak olarak gören bu dava kadınının düşüncelerini anlayabilecek konumda bile değiliz ne yazık ki.. Bilgimiz de amellerimiz kadar eksik.. Bu inanmışlık, bu Allah yolunda kurban olmaya heveslilik, İslam’a böyle rahat ve hiçbir bedel ödemeden kavuşanlar için kolay anlaşılabilecek bir durum değildir. Biz dinimizden ve amellerimizden düşünmeden tavizler verebiliyorken, bu davadan vazgeçmesi için önüne birçok fırsatlar serilen, makam ve mevki teklif edilen bu kadın hepsini elinin tersiyle itmiş ve bu yoldaki cefayı yalnız inandığı davanın sahibinin rızası için göğüslemiştir. Sonrası zaten belli…

Tutuklanıp, hapsedilen ve 6 yıl boyunca -Abdunnasır ölene dek- eziyet ve işkence gören, aç bırakılan, davasından vazgeçmesi için hakaretlere, dayaklara maruz kalan ve Medrese-i Yusufiye’de bir kez olsun duasını dilinden bırakmayan bir Zeynep el-Gazali… Hapishaneden çıktıktan sonra “Zindan Hatıraları” isimli eserinde zindanda yaşadığı durumları açık seçik bir şekilde ortaya koymuş ve birçok kişinin bu zulümden haberdar olmasını sağlamıştır. Bu davanın kolay bir şekilde kazanılmadığının ve kazanılamayacağının kanıtıdır Zeynep Gazali’nin hayatı.

Hapishanede çeşitli eziyetler işkenceler uygulanmaktadır. Kırbaçlar, dayaklar, psikolojik eziyetler ve daha birçoğu.. Bunlardan en korkuncu da günlerce aç bırakılan azgın köpek ve farelerle bir arada bulunmak zorunda bırakıldığı zindandır. İçeri girdiğinde üzerinde beyaz bir elbise olduğunu söylüyor Zeynep Gazali. Köpeklerin dişlerini her yerine saplandığını ve vücudunun parçalandığını hissettiğini söylüyor. Öyle ki beyaz kıyafetinin kanlar içerisinde kaldığını düşünüyor. Tam o anda bile Rabbine sığınıyor Zeynep, dua üstüne dua ediyor. Çünkü Rabbimizden başka acılarımızı dindirecek, yaralarımızı saracak kimsemizin olmadığını çok iyi biliyor. Hem O’nun için çekilen çileler hiç mükafatsız kalır mı? Kalmıyor ve Allah mucizesini gösteriyor küfür ehline. Zeynep’i o zindandan çıkarmaya gelen küfür gardiyanları şaşkına dönüyor. Çünkü her yerinin ısırılması, parçalanması beklenen, içeriden kan revan içerisinde çıkması gereken Zeynep’in üzerinde tek bir damla kan ve ısırık izi yoktur. SubhanAllah!  En sıkıntılı anında duaya sarılan Zeynep, bu mükafat karşısında tekrar Rabbine dönüyor ve hamd ediyor:

“ Allah’ım sen her şeyden münezzehsin. Benimle birliktesin. Senin keremine layık mıyım ki! Rabbim! Hamd, yalnız sanadır.” (Gazali, 2001)

Abdunnasir ölene dek hapishanede kalan ve birçok dava arkadaşını bu yolda şehadete uğurlayan Zeynep Gazali 6 yılın sonunda serbest kalıyor. Fakat onun derdi asıl o zaman başlıyor. Birçok ülkeye seminerler vermek, dava bilinci aşılamak için seyahat ediyor, kitaplar yazıyor ve aktivistliğini devam ettiriyor. Türkiye’ye geldiğinde onunla görüşme fırsatı bulan ve onun yönlendirmesiyle Ezher’e giden ilk Türk kızlarından biri olan Halime hoca, Zeynep Gazali’yi şöyle anlatıyor:

“..Adını bile bilmediğimiz ülkelerde insanların ne halde olduklarını, Türkiye’de bile ne olup bittiğini bizden daha iyi biliyordu. Gündemi takip ediyordu çünkü… Nasıl siz çocuğunuz bir yere gittiği zaman haber alırsınız, onu izlersiniz, dert edinirsiniz, Zeynep el-Gazali de ümmet için bir anne gibiydi.” (Öncü Şahsiyetler, 2015)

Zeynep Gazali, İslam davasındaki kadının yerini ortaya koyan en güzel örneklerden birisidir. Kadın, davada sadece eşini, kardeşini destekleyen, pasif ve sadece evden hizmet veren bir konumda değildir. Gayet aktif bir şekilde, Ümmet için elinden geleni yapmakla sorumludur ki bunun en başında eğitim gelmektedir. Kendini bilen Rabbini bilir düsturuyla önce kendimizi tanıma yolunda halimizin ilmini öğrenmeli, Allah yolunda aldığımız ilimleri kullanmak ve tebliğ yapma gayesinde olmalıyız. Elimize kolay ulaşan bu dini, aynı kolaylıkla kaybetmemeliyiz. Hakkıyla yaşamak ve yaşatmak için çaba sarf etmeli, doğru öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Bir yanlış gördüğümüzde düzeltmek için harekete geçmeli, Üstad Necip Fazıl’ın Gençliğe Hitabesinde geçen “Kim var diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan ben varım..” diyenlerden olabilmeliyiz. Bu dünyadaki yegane amacımızın farkına varıp, Nesibe binti Kab gibi, Aişe binti Ebubekir gibi, Zeynep el-Gazali gibi bu dava yolunda emin adımlarla ilerlemeliyiz. Çünkü üstadın da dediği gibi;

“Üzülme! Bu davanın sahibi Haktır,

Hak olan davada zafer muhakkaktır!”

Kaynakça

Öncü Şahsiyetler. (2015). İstanbul: Genç Düşünce Yayınları.

Gazali, Z. (2001). Zindan Hatıraları. İstanbul: Madve Yayınları.

Canan Karli Author
“Ey örtüsüne bürünen, kalk ve uyar!”
×
Canan Karli Author
“Ey örtüsüne bürünen, kalk ve uyar!”
Latest Posts