KİTAP İNCELEME

Diriliş Nesli’nin DNA’sı

Paylaşmak İsterseniz.

2019 TÜIK verilerine göre 6 yaş ve üzeri okuma yazma bilme oranının %97.24 olduğu tespit edilmiştir. Ek olarak Türkiye’nin -asgari- yüzde beşinin ise -ki bu iki milyon sekiz yüz kırk dokuz bin dokuz yüz doksan dokuza tekabül ediyor- ortaokul veya dengi okul mezunu olduğunu bilmekteyiz. Peki bu veriler bizim için ne anlatıyor?

Çok basit bir dil ile ifade etmek gerekirse Türkiye sınırları içerisinde yaşayan birçok vatandaş veya vatandaşın birinci derece yakınları örgün eğitim süzgecinden geçmiştir. Bu durumun bizim için önemli olan noktası ise Türkiye nüfusunun büyük bir çoğunluğunun fen bilgisi dersi kavramlarıyla karşılaşmış olmasıdır.

Günümüz dünyasına baktığımızda kodların önemi hakkında yazılan çokça yazı ve söylenen çokça sözle karşılaşmamız mümkündür. Sözgelimi “genetik kod”, “DNA”, “genetiği değiştirilmiş ürünler (GDO)” kavramlarını sıkça gerek televizyon programlarında gerek haberlerde duymaktayız.

Peki, nedir bu DNA?

En basit ifade ile Deoksiribo nükleik asit veya kısaca DNA, tüm organizmalar ve bazı virüslerin canlılık işlevleri ve biyolojik gelişmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir. DNA’nın başlıca rolü bilginin uzun süreli saklanmasıdır. Yani diyor ki DNA “Bana genetik kodunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.”.

Sezai Karakoç’un kaleminden çıkan “D’iriliş N’eslinin A’mentüsü” isimli kitap bize bir Diriliş Eri’nin genetik kodu yani DNA’sı nasıl olmalı tam olarak bundan bahsediyor. Nazara verdiği birçok hususla, okuyucuya sunduğu sorunlar ve bu sorunların çözümüyle eser, bir ufuk açma niteliğindedir.

Ona göre ruh sürekli bir savaş açar ki bu savaş Allah’ı bilme, Allah’ın huzurunda olma savaşıdır. Yazarın ifadesiyle: “Diriliş, ruhun açtığı bu sürekli savaşı sürdürme ve bu savaştan sürekli olarak başarılı çıkmaktır.”

Yazar: “İnkâr tutsaklık, inanç özgürlüktür.” der. “Bir olana” inanmak, “diğer olan” olan her şeyden özgür olmaktır. Rabbim Allah’tır diyen için başka bir şeye tutsak olmak düşünülemez. Bugün en çok ulaşamadığımızın tutsağıyız. Yakalamaya çalıştığımız teknolojisiyle, yüzlerce yıldır özendiğimiz yaşantısıyla batıya bakışımızın nasıl olması gerektiğini şöyle ifade ediyor yazar: “Doğuyu Batıyı bilmeliyim. Eski uygarlıkları derinlemesine incelemeliyim. Yükseliş ve düşüşlerin sebeplerini derinden derine araştırmalıyım. Allah’ın insanoğluna en büyük nimeti olan İslam inanç ve medeniyetine mensup olan bir toplum, nasıl olur da bugünkü acıklı duruma düşer? …Bir gün gelecek, yine Yüce İslam Milleti bilinçlenecektir. Nerelerden nerelere geldiğini öğrenecek ve bu onu uyandıracaktır.”.

Bu ifadelere yer verdikten sonra dile getirmek istediğimiz bir husus ise günümüzde sürekli “Geçmişte Müslümanlar şöyle iyi idi.” Sığınma cümlesine başvurmaları olacaktır. Bu hususta yazarın şu cümlesi bizlere yol göstermektedir: “Geçmişteki büyük İslam yaşantısına hayran olmakla yetinmemeli. O yaşantıyı bugün de gerçekleştirmeyi bir görev bilmeli.”

Bunu sürekli olarak dile getiriyoruz fakat biz o geçmişteki hayran olunası büyük yaşantıyı gerçekleştirmeyi nasıl başarabiliriz sorusuna henüz cevap veremiyor ve adım atamıyorken Sezai Karakoç bu noktada şu ifadelere yer veriyor. “Her Müslüman önce kendi iç dünyasında Müslüman olmalı, fakat ondan ayrılmaz bir şekilde toplum içinde ve toplum halinde de Müslüman olmayı şart olarak idrak etmeli.” Ve ekliyor: “Ben, iman haykıran, sessizliğinde iman çınlayan şehirlerin mimarı olmalıyım. Müslüman olmak, bana bu görevi yüklüyor.”

Biz gençler, veliler, öğretmenler, doktorlar, tarım işçileri, esnaflar, ev hanımları birer diriliş erleri olarak çalışkan olmalıyız. Yazar: “Diriliş eri çalışkandır. Tembellik, nefsin yatağıdır, onun için. Diriliş toplumu, çalışkanlık esası üzerine, inceleme ve ilim aşkına bina edilmiştir.” der.

Sadece çalışkanlıkla kalmayıp mücerret hakikati araştırmakla yetinmeyen, tarihin sınırlarını kurcalayan, peşin hükümlerden oldukça kaçınan, hiçbir şeyde dış anlam ve yorumlara takılmayan, incelemeci, düşünmeci, karşılaştırmacı yollarla değerlendirmelerde bulunanlardır diriliş erleri. İslam’ın “Orta Yol” olduğunu bilen, ifrattan ve tefritten uzak şuurlu insanlardır.

Sezai Karakoç daha nice çarpıcı ifadeleriyle bir ‘Diriliş Eri’ nin DNA’sı olacak hususları nazarlarımıza sunmaktadır. Okudukça cümlelerin zihninizde yankılanacağı, Müslümanı hakiki zeminde düşünmeye sevk ederek ayağa kaldıran, meselenin kısa ve öz ele alındığı Diriliş Neslinin Amentüsü kitabından şu ifadelere yer vererek sonlandırmak isteriz:

“Yarın ölünecekmiş gibi ahirete, hiç ölünmeyecekmiş gibi dünyaya çalışılması prensip olarak benimsenecektir.”

Hazırlayanlar : Fatma Aydemir & Ayşenur Kaya