NELER YAZDIK?

Kar Kelebekleri

Paylaşmak İsterseniz.

Sokakta beraber oynadığımız arkadaşlarım bir gecede büyüdü.

O gün hepsinin gözünde mertçe bir bakış, sağlam bir duruş vardı.

Elleri tahta tüfekten ötesini tutmamış arkadaşlarım bir gecede sanki 20 yaş almıştı. Süngülerle giderken arkadaşlarım son bir kez elveda dedim onlara gönülden. Biliyordum ki dönmeyecekler bir daha geri dönüşü yoktu bu gidişin nitekim öyle de oldu Rus radyosundan geldi haber, düşmandan aldık haberi. Anam haberi aldığından namazdaydı 2 damla yaş düştü seccadeye annem selam verdi ve dilinde 2 kelam “Vatan sağ olsun” diyor 90 devirmiş teyzemiz o günleri anlatırken.

“Zorlu yürüyüş başlamış kar tipi ve Ayaz’ın eşliğinde bölük bölük bölük askerler yürüyüşe geçmişti.

Ama ne yürüyüş.

Önünü göremeyen asker birbirine dayanmış ve Rabbine inanmış bir şekilde arşınlıyordu karlı dağları ara ara gelen uyarılarla bölünmüştü sessizlik “Burnunuzu kulaklarınızı sert ovmayın düşebilir, ellerinizi hareket ettirin donabilir “diye ihtar veriyordu zabitler.

Bu esnada bir hareketlilik yaşanmış “Kalk Hasan gardaşım kalk” diyordu yere düşen arkadaşının başına toplanmış askerler, bir yandan da ayaklarını ovuyor kaldırmaya çalışıyorlardı Hasan’ı lakin nafile. Bu artık alışılagelmiş bir tabloydu, yere düşen arkadaşları için ne kadar çaba harcasa da Mehmetçik herkes sonucu biliyordu aslında, kimse düşenin ardından bakmıyor yanında kalamıyor yoluna devam ediyordu derin bir sessizlik içinde önüne bakıp yürümeye çalışıyordu asker.

Kumandanlar çaresiz etrafı kolaçan ederken bir konuşmaya kulak kesiliyordu Emin Çavuş, Sürmeli Necati bölük arkadaşı Çerkez Hamdi’ye “Biz şimdi böyle vuruşmadan gidersek, Hz Hamza Efendimiz bizi kabul eder mi ki?” Diyordu tedirgin bir ses tonuyla Çerkez Hamdi mütebessim bir bakışla teskin ediyordu Necati’yi Gaza yolundayız biz gardaşım Hakkın yolundayız diyordu.

Artık   askerin umudu da takati de bitme noktasına gelmişti. Öyle ki açlıkta eklenince direnci iyice kırılmıştı askerin. Orman dan geçerken bir askerin ağaç kabuğunu yemeye çalışması akıllara kazınmıştı moraller iyice bozulmuş ümitler tükenmiş gözler bir umut için ufka dikilmişti derken bir kez daha bastırdı tipi zaten olmayan görüş mesafesi iyice düşmüş ilerden yükselen sesler dikkatleri oraya çekmişti lakin kimsede oraya yönelecek derman yoktu.

Kağnı, teçhizat ve birkaç askerle uçurumdan yuvarlanırken kimse yardıma koşamamıştı. Ortalık dinginleşip sabah olduğunda bembeyaz karın üzerinde serilmiş bedenler bembeyaz kar kelebekleri kimsede söyleyecek söz bırakmamış boğazlar düğümlenmişti.

Yürüyüş devam ettikçe kaya diplerinde ağaç kovuklarında süngülerine sarılıp gözlerini kapatmış askerlere yenileri ekleniyordu. Komutanlar çaresiz durmayın ilerleyin emri yineleniyor bir bilinmeze giden yolculuk devam ediyordu.

Artık yoklama alınmıyor herkes her şeyin farkında karşılarındaki tepeyi aşmaya çalışıyor son bir güçle düşmanla karşılaşacağı günü bekliyordu asker.

5 günde ne olmuştu böyle…

Düşmanı mahvetmeye giden ordu henüz düşmanı bile göremeden yolda havaya yenik düşmüş tipinin karın ve soğuğun kucağına kendini bırakmıştı.

Bilanço ağırdı 80 asker 100 zabıt ve birkaç teçhizat…

Yürüyüş esnasında çevre köylere sığınan askerlerden alınan haberlerde malumdu sıcağa girdikleri anda çoğu kaskatı kesilip yere yığılmış bir daha kalkamamış kalkanlarda kolunu bacağını kaybetmişti.

Allahu Ekber dağları Allahu Ekber nidaları ile yola çıkan yüzlerce Mehmetçiğe kabir olurken kar beyaz bir kefen edasıyla üzerlerini örttü, Allahu Ekber dağları şehadete aşık yiğitlerin Rablerine kavuştuğu Hakk’a yürüdüğü bir geçit olarak görev yaptı o gün.

O şerefli erler saadetli makamlarına yürürken saadetli bir uykunun sinesine bıraktılar kendilerini.

Rahmet ve Minnetle ….

El – Fatiha  

(Nusret Özcan’ın Kar kelebekleri kitabından faydalanılmıştır.)

Merve Kiran Author
×
Merve Kiran Author