NELER YAZDIK?

Ruhum Muallakta

Paylaşmak İsterseniz.

Bir anda çatımızın başımıza göçmeyeceğinden, zeminin ayağımızın altından kayıp gitmeyeceğinden, sapasağlam durduğunu bildiğimiz dağların infilak etmeyeceğinden, denizlerin taşmayacağından, ormanların yanmayacağından emin olamadığımız bu dünyada halimizin değişmeyeceğinden, işlerimizin bozulmayacağından, sevdiklerimizden ayrı düşmeyeceğimizden, çıkmaz sokaklara sapmayacağımızdan ve en mühimi son nefesimizin bir günaha denk düşmeyeceğinden emin miyiz?

Bunca kararsız bir ortamda doğru yolda karar kılmak zor elbette. Kaygan olan zeminde sabit-kadem durabilmek maharet ister. Peki, zor olanı nasıl başaracağız? Bizi ayakta tutacak o maharet, o sır nedir? İnsan hiçbir yardım almadan, bir destekçisi olmadan, usta bir cambaz olmayı gerektiren dünya ipinin üstünde düşmeden nasıl duracak? Yol engebeli, engeller çetin, yarışçı acemiyken final çizgisine selametle erişilebilir mi? Usta bir kılavuza varmadan bu çöl aşılır mı? Mâhir bir kaptana dümeni teslim etmeden bu gemi limana erişir mi?

Zor. Hatta imkânsız…

Sağlam bir kulpa, merhametli ellere, sâdık ve emîn bir rehbere ihtiyacımız âşikâr.

Tuhaf olan şu ki ihtiyacımızın ne olduğunu bildiğimiz ve onların hepsi yanı başımızda olduğu hâlde, ilimlerle bezenmiş cahilliğimizden tenezzül edip de bize uzatılan can simidine doğru bir kulaç atamıyoruz. Ya da ayaklarımıza vurulan gaflet prangalarından, başımızın üstünde taşıdığımız boş sevdalarımızdan gayret etmeye derman bulamıyoruz.

Ahh! Cahil cesaretimiz ..

Ahh! Üzerimize yapışan ataletimiz..

Ahh! Amansız düşmanlarımız..

Ahh ki ahhh! Firavun nefsimiz…

Yetiş ey Musa (as)! Firavun hâlâ zulmediyor.

Yetiş Hz. İsa (as)! İnsanlığımız ölüyor.

Şefaat kıl bize ey Şefi’al Müznibîn!

Bağışla bizi, affet Yâ Rabbe’l Âlemîn!..

×