KUDÜS

Kudüslü Bir Anne

Paylaşmak İsterseniz.

 

Bugün ben Kudüslü bir anneyim, yüreği yansa da Aksa için direnen bir anne.. Kudüs’ün annelerinden bir anne…

Yıllardan 2016, aylardan Eylül. Bugün yine siyonist zulmüyle uyandık. Ne kadar dayanabilirim buna bilmiyorum. Zaten ailemi, evimizi ve topraklarımızı aldılar, bizden daha ne istiyorlar ki? Tek dayanağım eşimle beraber peygamber kokulu mescide gidip dua etmek. Hemen hazırlandım Mescid-i Aksa’ya doğru yola koyulduk . Çok uzak değil, birkaç metre uzağımızda. Orada ibadet edip dua ediyorum, bu bana inanılmaz bir güç veriyor. Sadece bana değil tüm Kudüslülere. Yolda çocuklar gördüm o kadar masum ve güzeller ki.. Onlara Aksa’nın çocukları diyorum. Mescid-i Aksa’nın bahçesinde oynuyorlar, buraya gereken özeni çok iyi veriyorlar hatta oyun oynamak yerine ben daha iyi bakar ben daha iyi temizlerim diye yarış yapıyorlar kendi aralarında. Çok özeniyorum onlara… Keşke benim de bir Aksa’m olsa…

Çok sürmedi varmamız, dua ettim Ümmet için ve de ülkem için. Duam bittikten sonra amin deyip yüzüme sürdüm, öyle bir huzur veriyor ki… Burası çok güzel bir ülke ama huzurumuz yok. Her an başımıza bomba düşebilir, her an evlerimiz yıkılıp yok edilebilir. Hani şu tüm dünyanın bildiği ama yine tüm dünyanın sustuğu ülke: FİLİSTİN. Neyse devam edeyim ben… İbadetimiz bittikten sonra evin yolunu tuttuk. Yolda evi yıkılan bir Filistinli çift gördüm, o zalimler evi yıkıp gitmişlerdi; Allah’tan içerde kimse yokken olmuştu. Evlerinin olduğu daha doğrusu evlerin yanı başındaki enkaz yerine çadır açmışlar, kim bilir bu kışı nasıl geçirecekler. Onlarla sohbet ettik yapabileceğimiz bir şey olursa çekinmeden söylemesini rica ettim. “Duadan ve taştan başka silahımız yok ki” dedi. Bu cümle öyle mahzun bir şekilde söylendi ki, kalbime bir ok saplandı sanki. “Sen üzülme biz aciz olabiliriz ama bizim Rabbimiz mutlak güç ve adalet sahibi” dedim, biraz konuştuktan sonra helallik isteyip kalktık oradan.

Bu olayın üzerinden bir yıl geçti ama zülüm her geçen gün biraz daha artıyor. Bu arada benim de karnımda küçük bir mucize var şimdi. Çok heyecanlıydım ve bir o kadar da korkuyordum. Korkmamın sebebi çocuğumdu. Bu konuyu eşime açtım, eşim muhafazakar bir insan, hemen sakinleştirdi beni “çocuk daha doğmadan ne bu telaş” diye gülümsedi. “Hem unutma sahibimiz Allah, veren de o alan da her ikisine Elhamdülillah, kim şehit mertebesine ulaşmak istemez ki” dedi. Bu beni rahatlatmıştı. Bir yanda ülkede zalimlik dozunu artırıyordu diğer yandan ben yeni bir umuda gebeydim ve aynı anda iki his.. Eşim ev işlerinde yardım ederdi bana, sen iki canlısın çok yorulma, derdi hep. Bazen bomba sesleri duyardım eşim alır eline Kuran’ı okurdu hemen. Bunun iki sebebi vardı: birincisi, Allah’a sığınıp kalbimizi rahatlatmak için ikincisi ise, bebek daha anne karnındayken duyarmış sesleri o bomba sesleriyle büyümesin diye. Evet yavaş yavaş doğuma yaklaşıyorduk. Ve sonunda Allah bana bir kız evlat nasip etti Elhamdülillah. Çok mutluydum ve de çok acemi… İlk defa anne oluyorum ama bu müthiş bir duygu. Karnımda bir mucize taşıdım ben, bu yalnızca Allah’ın varlığına delil üzere delildir. Çok dua ettim Allah’ın bana yardım etmesi için. Ve kendimi olabildiğince geliştirdim, komşumuz var ondan da yardım istedim. Onun dört çocuğu vardı, iki evlâdı şehitlik mertebesine ulaşmıştı. Bu ilk değildi daha bir sürü çocuğu katletmişlerdi. Komşum çok asil bir kadın ve tecrübeli, sağ olsun daha ben demeden gelip yardım ediyordu.

Ülkemizde çatışmalar oluyordu, düşünsenize haklı olduğunuz halde ya da suçsuz olduğunuz halde size zulmediyorlar. İşte benim de korkum buydu, evladım ve zulüm. Her gün masum birkaç insan öldürülüyordu ve bizden başka hiçbir yerden ses çıkmıyordu. Böyle böyle geçti zaman. Derken aylar ayları yıllar yılları kovaladı. Hüda koymuştum kızımın adını, büyüdü Hüda’m…

Yıl 2021… Kızım beş yaşına bastı, annesinin göz bebeği, babasının prensesi ve Aksa’nın çocuklarından biriydi… Mayıs ayında siyonist zulmü iyice dozunu arttırdı. Çocuk katledip Mescid-i Aksa’ya saldırıyorlar. Artık ne evim umurumdaydı ne de toprağım, tek davam İslam oldu. Onlar Aksa’ya saldırdılar. Ayakkabılarla girmek saygısızlıkken onlar silahlarla, tanklarla girdiler; Aksa’nın bahçesindeki ağacı ateşe verdiler. Olmaz olmamalı böyle bir şey. Aksa Kudüs’ün, Kudüs İslam’ındır! Yaşlı genç demeden savunmaya geçtik. Belki yıllardır gördüğüm en büyük katliam buydu. Biz ne zaman saldırdık ki Yahudi ibadethanelerine? Yıllardır kimse ağlama duvarını yıkma girişiminde bulunmadı, peki onlar neden saldırıyor bizim ibadet yerimize? Gözümün önünde bir sürü çocuk katlettiler, bir sürü insanı yakıp yok ettiler. Nerde bu insan hakları? Niye şimdi dünya acımıza kulağını kapatıp başını çeviriyor? “Uyan Müslüman İslam’ı yok etmek istiyorlar!” diyorsun ama kendi aramızda bile anlaşmazlıklar var, tam da birlik olma vaktiyken üstelik. En acısı da masum bir sürü çocuk katledildi. Kimi yolda gidiyor diye arabayla ezildi kimi evi başına yıkılıp enkaz altında kaldı, kimi de silahların hedefi oldu. Bu acıyı gördükçe insanlığımdan utanıyorum, keşke bitse bu zülüm. En çok onlara yanıyor kalbim, peki onların suçu neydi?

Aksa’ya girişimiz yasaklandı dediler nasıl olurdu böyle bir şey? Orada biz ibadet ediyoruz, inanamadık hemen yola koyulduk. Hüda çok severdi Aksa’yı oyuna dalmıştı o gün, yoksa duysaydı oraya gideceğimizi bizden önce varırdı oraya. Ben ve hanım arkadaşlarım Aksa’ya doğru yola koyulduk. Yolda barikatlar gördük ama orası hep Müslümanlarındı, bu kadar da ileri gitmiş olmamalıydılar. Bu sefer İslam’ın kalbine saldırıyorlardı. Kapısına vardığımızda bizi ite kaka geri gönderdiler ne söylediysek ne yaptıysak boş çünkü onların kalpleri yok. “Bir canım var O da sana feda olsun ey Aksa!” diye nidalar attık. Bir grup hanımla beraber nidalar eşliğinde geri döndük elimiz boş bir şekilde. Hırpaladık, taciz edildik, itilip kakıldık… Hani kadın hakları diyoruz ya, burada yok işte. Hatta hiçbiri yok, ne insan hakları ne kadın hakları ne de çocuk hakları. Onlar silahlarına güveniyorlar oysa bizim güvencemiz Allah ve silahlarımız ise taş. Biz onların azaplı bir güne uyanacakları sabaha inanıyoruz.

Eve dönerken bir ağrı saplandı kalbime. Kötü olduğumu arkadaşlarım da fark etti. Beni yolda bir taşın üzerine oturttular, biraz soluklan dediler. Herhalde bir siyonist beni iterken kalbime vurmuştu ondan ağrıyor diye düşünmüştüm. Az sonra geçti ama içimde hala kötü bir his vardı. Kalkıp evin yolunu tuttuk tekrar. Yol boyunca bu his yakıcı bir ağrıya dönüşüyordu. Yolda bir grup Filistinli gördüm. Ağlıyorlar, “bu çocuk katillerini Allah kahretsin!” diyorlardı. Yine yüreğim yandı, çünkü yine bir çocuk katledilmişti anladım. Bende bir anneyim, her şeyden önce de bir insanım, üstelik Müslümanım. Başkasının acısıyla kederlenirim elbette. “Allah’ım sen bu çocuk katillerinin üzerine azabını gönder tez vakitte” dedim. Çok üzüldüm, annesini tahmin bile edemiyordum… Kim bilir yüreğinde nasıl bir cehennem ateşi yanıyor şimdi. O anne ne mübarek bir anne, o çocuk ne şanı yüce bir çocuktu; şehitlik mertebesine ulaşmış, ailesine şefaat edecekti. Az ilerledim çocuğa bakmak, başında dua etmek istedim. İlerledim ama ayaklarım geri gidiyor gibiydi. Attığım her adımda yüreğim daha fazla yanıyordu. Kalabalık grubu geçtim yanına vardım küçük şehidimin. Tarifsiz bir hisle doldum kalbim, hem şehit olmuştu yavrum bir yandan bunun şükrü, diğer yandan kalbimde bir cehennem ateşi. Konuşamadım sadece acı bir çığlık ve feryat… Vurdukları çocuk benim çocuğumdu, benim kızımdı. Aldım öptüm onu kanlar içinde, pembe bir elbise vardı üzerinde onu çok severdi ama üzerindeki kandan bir elbise ve yanında üzerine kanı sıçramış olan bir oyuncak… Ne yaptı bu çocuk sana ey zalimler topluluğu?! Öldüğüne inanmadım başta “Kalk kızım ne olur kalk! Sana sözüm var seni Aksa’ya götüreceğim tekrar. Kalk! “ dedim ama hareket etmiyordu; benim yerinde duramayan kızım hareket etmiyordu. Bak en sevdiğin oyuncağın da burada dedim ama yine kalkmadı, nefes almıyordu. Yüreğim yanıyor hem de cayır cayır. Nasıl bir yangın tarif edemem sanki yüreğimde bir cehennem var ve alev alev yanıyor gibiydi. Sanki tüm dünya üzerime yıkılmış gibiydi. O, Allah’ın görünen meleklerinden biriydi nasıl kıyabildiniz? Kalkmaya çalıştım yerden ama kalkamadım. O bana Aksa’nın hediyesi, Allah’ın emanetiydi. Nasıl bir yangın bu, kalbimin acıdan yandığını gördüm. Ellerim titriyor, gözüm evladımın kanlı bedeni dışında bir şey görmüyor. Uğultular ve ağlayanlar var yanımda sesleri geliyor ama görmüyordum. Tek gördüğüm kızımın kanlı bedeni ve üzerine kanı sıçramış oyuncağı. O an hemen aklıma Peygamber’im geldi. Hani oğlu vefat etmişti de ağlamıştı o nebiler nebisi. O zaman demişti ya, “kalp hüzünlenir, göz yaşarır yeter ki isyana düşmeyelim” demişti. Hemen toparladım kendimi. Evet yüreğimde bir yangın hem de hiç dinmiyor ama isyana düşmedim. Rabbime hamd ederek ağladım.. sessizce haykırdım.. susa susa çığlık attım.

Bu olay üç gün önce oldu ama acısı üç asır gibi… Benim çığlıklarım gökyüzünü inletti ama dünya buna sessiz kalmayı tercih etti. Ben bağırdıkça kulaklarını kapatan insanlar, ben ezildikçe başını çevirenler oldu. Bu acıyı anlamak için ne anne olmanız gerekir ne de Müslüman olmanız. Kalbi olan bir insan olmanız yeterli sesimizi duyup acımı anlamanıza. İçimde yanan bu ateşin seni yıkıp yakması duasıyla ey katil İsrail! Feryadımın seni her gün ve her gece sarıp kavurması ümidiyle ey zalimler topluluğu! Sen sadece benim değil bütün annelerin ahını aldın, bilesin ki senin azabın daha büyük ve daha elim olacaktır. Allah sizi o güne erteliyor ama asla unutmuyor! Ben şimdi yüreği yaralı bir anneyim tıpkı Kudüs gibi ve kızımın yerine de savaşırım sizlerle tıpkı Ümmet-i Muhammed gibi. Ölmekten korkmuyoruz, korksaydık çoktan çekip giderdik. Ama biz Aksa’nın evlatları, İslam’ın fedaileriyiz. Birimizi öldürdüğünde diğerimiz onun için de savaşır. Davamız İslam, senin kurşunundan daha kuvvetlidir iman! Ve hiç unutma “şu istikbal inkılâbı içinde en gür sâdâ İslam’ın sâdâsı olacaktır!” Biiznillah!

Selametle…

Aysun Demir Author
×
Aysun Demir Author