*RÖPORTAJ

Muhammed Emin Yıldırım Hocamızla Röportaj

Paylaşmak İsterseniz.

Es-selamu aleyküm ve Rahmetullah-ı ve Berekatühü

Kıymetli hocam, öncelikle çalışmalarınız arasında bizlere vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Rabbimiz sizlere ve Ümmet namına mesai harcayan cümlesine sağlıklı hayırlı ömürler versin. Müsaade buyurursanız sizleri çok yormayacağını ümit ettiğimiz ancak bizlerin oldukça istifade edeceği genel mahiyetteki sorularımıza geçelim;

  • Sünnetsiz bir çağ oluşturma çabası içerisinde olanların bizleri sürüklemek istedikleri uçuruma karşı nasıl bir duruşta bulunabilir, fitnelerden nasıl kurtulabiliriz?

Sünnet dediğimiz Peygamber (sav) mirasıdır ve tabii ki İslam’ın nasıl anlaşılacağı ve nasıl yaşanacağına dair bize çok önemli mesajlar verir. Aslında sünnet dediğimiz, dinin amel boyutudur; hayata yönelik olan kısımlarıdır. Din, eğer amelsiz olursa o din Allah’ın istediği bir din olmaz. Ama İslam dünyasında son bir asırdır belki son iki asırdır, ne yazık ki bazıları çok planlı bir biçimde bazıları da cahilane bir biçimde böyle bir projeyi yürütüyorlar. Ne olursa olsun bizim unutmamamız gereken bir hakikat var o da şudur: dinin, Allah’ın hayata gönderdiği sistemin, üç temel esası vardır. Bunlardan birincisi dinin sahibi olan Allah, ikincisi o dinin emir ve yasaklarını bizim için ortaya koyan vahiy, üçüncüsü de o vahyi bize ulaştıran peygamber. Bu üç tane temel esastan bize en yakın olanı peygamberdir. Çünkü peygamber netice itibariyle insandır, beşerdir; ayetin ifadesi ile, bizim nefislerimizden bizim canlarımızdandır. Hal böyle olunca biz Peygamber (sav) üzerinden aslında vahiy alır ve vahyi tanırız; O’nu tanıdığımız ve O’nu kavradığımız nispette de Rabbimizi tanımış oluruz. Dolayısıyla din dediğimiz bu binanın 3 temel esasından herhangi birini Allah’ın istediği oranda tesis etmezseniz orada din, Allah’ın dini olmaktan çıkar. Dolayısıyla burada çok dikkatli olmak gerekir ve peygamber aleyhisselatu vesselam’ın bize söylediği bu mesajlar manzumesinin gölgesinde bir anlayış ortaya koymak gerekir.

  • Uhud Gavzesi’ne katılamayacağını öğrenen Üsame’nin (r.a), sırf gazveye katılmak için boyunu uzun gösterme çabasını okuyoruz, öğreniyoruz. Bizler ise ümmet olarak heyecanımızı kaybettik.. Sahabelerin o heyecanının, dava aşkının bizlerde de dirilmesi için ne yapmalı?

Tabii ki sahabenin çok ciddi avantajları vardı o avantajlarıyla beraber imtihanları da vardı. Vahyin sağanak sağanak yağdığı bir zamanda yaşamak çok büyük bir nimettir. Takdir edersiniz ki nimetin büyüklüğü arttıkça o nimetin külfeti ve imtihanları da o nispette artar. Onlar Peygamber aleyhisselatu vesselamla aynı zemini paylaştıkları için iman edip o halkaya girdikten sonra peygamberin onları boyadığı boya ile boyandılar, biz buna insibağ diyoruz. Sohbet-i risaletin sohbet-i nübüvvetin kendine has bir boyalanması vardır. Biz bundan mahrumuz ne yazık ki. Medine diye bir iklim vardı; o iklimde, Mescidi Nebevi’de, Medine’nin sokaklarında, Medine’nin vadilerinde, her yerde Allah’ın hükmü icra edilirdi. Allah’ın dedikleri ortaya konulurdu ve Peygamber aleyhisselatu vesselam da bu noktada bu işin bozulan ayarlarını sürekli düzeltirdi. Ama biz 14 asır sonra geldik, birçok şeyi kitaplardan okuduk; üzülerek söyleyelim ki içimizde temsil makamının hakkını veren insanların sayısı da az ama ne olursa olsun elde Kur’an gibi bir mucize kitap var, o Kur’an’ın hayata dönüşmüş şekli olan aleyhisselatu vesselam efendimizin hayatı var, onun yetiştirdiği Nübüvvet bahçesinin Gülleri olan Sahabe i Kiram efendilerimiz var… Bütün bunların varlığı bizde yeni yeni heyecanlara sebebiyet vermeli. Netice itibariyle ben de işte yıllardır bu işin içerisinde olan bir kardeşiniz olarak zaman zaman heyecanımı kaybetmiyor değilim moralimin bozulduğu umutlarımın tükendiği anlar da oluyor ama dönüyor sahabe ile yeniden bir bağ kurmaya çalışıyorum onları öğrendikçe onların hayatlarındaki o iman heyecanını o Cihat sevdasını o şahadet arzusunu öğrendikçe onların hayatlarından kendi hayatlarıma izler taşımaya çalışıyorum. Onun için yapmamız gereken belli aslında, heyecanımız bittiğinde yeryüzüne heyecan üfleyen o insanların hayatlarına müracaat edeceğiz; morallerimiz bozulduğunda yeryüzüne moral dağıtan o büyük insanların hayatlarından kendi dünyamıza izler taşımaya çalışacağız. Ne olursa olsun aramızdaki zaman ve mekan farklarını aldırmadan onların yolunda yürüme adına bir ızdırapla ilerleyeceğiz ki Allah bize de onların heyecanlarından bir miktar da olsa nasip eylesin.

  • Sizin ve diğer birçok kıymetli hocamızın zamansal ve zeminsel bağlamda yoğun çalışmalarınıza imrenmekle birlikte gençler olarak zamanı doğru kullanma noktasında zorluk yaşıyoruz. Günümüzün esaslı problemlerinden birisi olan zamanı yönetme konusunda bizlere tavsiyeniz ne olur?

Biz de sizin gibi aynı yollardan geçtik. Yani netice itibariyle şu anda yaşı 48’e varmış bir büyüğünüz olsam bile ben de 17’li 18’li 20’li yaşları geçtim. Yaşadığınız birçok sıkıntıyı bizler de yaşadık, tabii ki bazı şeyleri oturtmak kolay olmuyor. Ama neticede bu noktada eğer bir azim ve gayret olursa Allah’ın izniyle olmayacak bir şey yok. Çünkü Allah bizlere kaldıramayacağımız bir yükü yüklemez. Biliyorsunuz sahabe içerisinde ilimle öne çıkmış en önemli isimlerden bir tanesi Abdullah İbn Abbas’dı. İbn Abbas (r.a) ya, “Nasıl oldu da bu kadar genç yaşta böyle bir ilim elde ettin?” diye sorduklarında şunu söylüyordu: “Düzenli bir çalışma ve güçlü bir arzu.” Emin olun budur yani. Ben de kendi hayatımda bunu çok rahat bir biçimde görebiliyorum. Hayatınızı disipline ederek yaşamak, uyku ahlakını genç yaşta kazanmak, yeme içme alışkanlığınızı sünnet üzere tanzim etmek, elinizden geldiğince azami derecede dikkat edeceğiniz bir programa göre yaşamak… Bugün yağmur yağdı, böyle oldu; kar yağdı, şöyle oldu; teyzemin kızının düğün dönemi 10 gün şöyle oldu; işte halamın oğlu hastalandı, böyle oldu… dünyanın işi, telaşesi bitmez. Ki bunlara bakarsanız her gün sizi meşgul edecek yüzlerce şey var. Kaldı ki bizim zamanımızda mesela, bizi bu kadar meşgul eden bir sosyal medya, bir internet yoktu. İnternet, sosyal medya bizim hayatımıza 30’lu yaşlarda girdi. Mesela şu anda gençlerin büyük bir kısmının, hayatını böylesine işgal eden dijital zaman diliminde yaşıyoruz. Eğer biz bunlara da belli bir disiplin oturtmazsak kendiliğinden hiçbir şey olmuyor. Siz karar vereceksiniz, zamanınızı tanzim edeceksiniz ve elinizden geldiğince de bunu uygulamaya çalışacaksınız. Zor oluyor mu bu, başlangıçta inanın ki çok zor oluyor. Çünkü nefis tembelliği ister, nefis rehaveti ister, nefis bu noktada daha fazla farklı şeyleri arzular. Ama siz bununla mücadele etmeye başladığınızda o mücadelenin tadına varıyorsunuz ve bazı şeyleri, mesela rahatı, uykuyu, gezmeyi tozmayı, arkadaşlarla muhabbeti cennete havale ediyorsunuz ve cennet özlemi ile “ben bu dünyada bir şeyle vazifedarım, yeryüzünü imar etme görevim var ve kulluk adına Cenab-ı Hakka karşı vazifelerim var” dediğinizde bunları önceleyerek hayatınızı tanzim etmeye başladığınızda zor olan şey bir müddet sonra size çok tatlı bir hale dönüşüyor ve artık yapmadığınız zaman rahatsız oluyorsunuz. Mesela benim her gün okumam gereken belli bir zaman var. İşte diyelim ki, yazmaların dışında, aşağı yukarı 8 saat bir okuma yapıyorum; bir şey olur da o gün o işimi ben yapmazsam huzursuz oluyorum, başım ağrımaya başlıyor. Mesela şu anda birileri kitap okuyunca başı ağrıyor; bizde artık öyle bir hale dönüştü ki okumadığımız zaman başımız ağrıyor. Yıllarca insan belli şeyleri istikrarlı bir biçimde yapınca alışılagelen şeyler oluyor. Onun için özellikle genç kardeşlerim olarak sizlerin bizler için de kolay olmadığını bilerek bunlara dikkat etmesi gerekir.

  • Kitaplarınızda hep asrı saadet kokusu alıyoruz. Halihazırda yaptığınız çalışmalarda ve dost meclisinizde sahabe efendilerimizden biri ile hemhal olabilecek olsaydınız bu kim olurdu,neden? (Seçim yapmak yahut birini diğerinden üstün tutmak değil ancak bir özelliği ile öne çıkıp gücünüze güç katacak olan, okudukça-anlattıkça fıtrat olarak yakın hissettiğiniz..)

Allah’a yüz binlerce kez hamd ediyorum ki bana o güzel insanları sevdirdi. Zaten öyle de bir hadis var biliyorsunuz, Cenab-ı Hak bir kuluna hayır murad ederse o kulun yüreğine benim ashabımın sevgisini koyar, diyor, Efendimiz (sav). Ben de 20’li yaşlardan itibaren hep onlarla yatıp kalkıyorum onların hayatlarını okuyorum her ne kadar bazen farklı alanlarda, mesela şu anda Siret-i Enbiya diye bir ders silsilesi yapıyorum ve bunlar eşzamanlı bir biçimde kitaba da dönüşüyor. Yani “Peygamberler Tarihi”. Konu bu bile olsa yine de biz sürekli sahabe hayatları ile uğraşıyoruz onları yazmaya çalışıyoruz. 20’li yaşlardan itibaren yaptığım bir şey var, ben aslında her sene bir sahabe efendimizi kendime kardeş ediniyorum ve bir yıl boyunca biraz daha O’na yoğunlaşıyorum. Mesela 20’li yaşlarda herhalde 21’di yani yanlış hatırlamıyorsam çünkü epey bir zaman geçti. İlk kez öyle bir alışkanlık kendime kazandırmak istediğimde Hz. Ali ile başlamıştım. Hz. Ali ile kardeş oldum, Hz Ebubekir ile kardeş oldum, Hz Ömer ile kardeş oldum, Suheyb-i Rumi ile, en son ,şte şu anda onunla kardeşliğim devam ediyor. Allah inşallah layık eder bizleri. Bir yıl boyunca O sahabe Efendimizle daha fazla hemhal oluyorum, onu daha fazla okumaya çalışıyorum, ona kardeş olmanın sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyorum. Onun için her bir sahabi efendimizin benim dünyamda bambaşka bir yeri var. Hepsinden alacağımız çok önemli mesajlar var. Hangisine yoğunlaşırsanız O’ndan Kur’an’ın peygamberin izini ve kokusunu çok daha farklı biçimde hissediyorsunuz. Onun için onların hiçbir tanesini birinden ayırabilmemiz elbette ki mümkün değil ama tabii ki 4 Raşit halifenin yeri her zaman için başkadır. Allah son nefesimize kadar da bizi onların yolundan ayırmasın inşallah.

  • Ashabı kiram sevgisinin derinden hissedilememe nedeni sizce ne olabilir? Efendimiz döneminde yaşasaydınız ashabı kirama ne söylemek isterdiniz?

Tanımadığımız için sevemiyoruz aslında, gerçekten tanıyabilsek, onların bu yüce ahlaklarını o güzel hususiyetlerini, meziyetlerini… Çünkü tanıyan sever, marifet arkasından muhabbeti getirir. Bugün muhabbet istenilen düzeyde yoksa marifet yani tanışma-tanıma tam anlamıyla gerçekleşmemiştir. E tabi Asr-ı Saadet’te olsaydınız sorusunu ben gençken çok fazla kullanıyordum. Keşke ben de olsaydım şöyle yapardım, böyle yapardım. Uhud da şöyle yapardım, Hendek’te böyle yapardım… Ama insan biraz olgunlaşınca ve biraz daha sahabeyi ve o dünyayı tanıyınca bunu söyleyebilmenin çok da kolay olmadığını anlıyor. Çünkü gerçekten sahabenin o canlı tanık olmaları ve şahit olmalarının onların dünyasında çok farklı imtihanları da olmuş. Mesela bazen bazı tabloları okurken şükrediyorum Rabbime, iyi ki de ben orada değilim diye. Belki de ben olsaydım ben farklı davranabilirdim. Mesela düşünün, bir tablo üzerinden sadece söyleyelim onlarca şey aklıma geliyor şuanda… Mekke fethediliyor, fetih bittikten sonra herkes Mekke’nin fethinden sonra oranın valisinin kim olacağını merakla bekliyor ve sahabe içinden şimdiye kadar bu işin bedelini ödeyen (çünkü 21 yıl geçmiş aradan) Hicret’in 8 yıl ve Mekke’nin fethi 21 yıldır bu davaya gönül veren, hayat veren insanlardan birinin o şehre vali kılınacağını beklerlerken aleyhisselatu vesselam Efendimiz o günlerde daha o gün Müslüman olan ve 18 yaşında olan Beni Ümeyye’den olan Emevi ailesinden olan birini, Attab b.Esid isimli bir genç sahabeyi tutuyor. Mekke’ye vali olarak tayin ediyor şimdi düşünün Allah aşkına yani siz olsaydınız biz olsaydık içimizden bile -yani dışımızdan belki çekinirdik- Allah Resulü’nün tercihini kayıtsız ve şartsız kabullenebilecek kaç tane adam çıkabilir? Yani çok kolay bir şey değil bu. Onun için sahabeyi bir kez daha takdir etmemek mümkün değil. Yürekleri acısa bile, içlerinde bazı şeyler gerçekten tam anlamıyla oturmasa bile Peygamberin (sav) verdiği hükme rıza gösterebilmek, aslında o büyük insanların büyüklüğüdür. Onun için asrı saadette olsaydım sözünü şu anda çok rahat kullanamıyorum ama Allah nasip eder de cennete gidersek inşallah birbirimize dua edelim. Benim biriktirdiğim çok sorular var, Efendimize de sormak istediğim sahabeye de sormak istediğim… İnşallah cennette o soruları soracağız ve inşallah cennette onlardan bunların cevaplarını alacağız.

  • Yoğun çalışma hayatı, aile ve sosyal çevre hatta söylemekten imtina etsekte sosyal medyaya ayırdığımız vakitten bile gerek kendi yaşamımızdaki iman ve ibadet gerekse tebliğ noktasında süreklilik gösteremiyoruz. Özellikle günümüzün ve ömrümüzün büyük bir kısmını raptettiğimiz iş hayatında bize hakikatin çalar saati olacak, anımsadıkça gayemizi yeniden hatırlatacak bir cümle ya da bir kıssa paylaşır mısınız?

Tabi hayatın bu hızlı ritmi bizim birçok şeyimizi altüst ediyor. Ama biz ara ara hayatımızın belli başlı işaret taşlarına ayar niteliğinde Peygamber aleyhisselatu vesselamın sesini ve sevdasını duyurmak zorundayız. Mesela biz Sahabe-i Kiram efendilerimizden o cihat arzularını, aşklarını, sevdalarını peygambere ittiba noktasındaki hassasiyetlerini, Kur’an sevdalarını öğrendikçe bizim de hayatımız bu noktada bambaşka bir hale girebilir. Netice itibariyle aleyhisselatu vesselam efendimizin söylediği her söz aslında sizin soruda istediğiniz şeylere temas ediyor. Gerçekten her bir hadisin bu hayatı tanzim edecek bir özelliği var. Ama Efendimizin birçok hadis kitabında ilk sırada yer alan “ameller niyetlere göredir” hadisi bizim belki de hayat düşüncemizi, hayat felsefemizi yeniden şekillendirecek bir düşüncedir. Ben böyle yorulduğumda bazen moralim de bozulduğunda, bana güç kaynağı olan bir şey var onu burada hatırlatmak isterim. Madem bir kıssa dediniz… Ebu Talha, Enes Bin Malik’in babalığıdır. Ümmü Süleym annemizin ikinci eşi o ilerleyen yaşına rağmen yine de cihada katılmak için harekete geçer. Artık son devrelerinde 80 küfür yaşında bastonla zor yürürken cihada katılmak için harekete geçtiğinde torunları çocuğu onu engellemeye çalışırlar. Hatta torunlarından birisi dedeciğim der, “Ne olur sen gitme ben senin yerine katılayım cihata, Cenabı hak sevabı sana versin, ne olur sen bu halde katılma” der. Ebu Talha, hayır, der. “Ben Allah resulüne söz verdim bir sene gitmezsem bir sene muhakkak gideceğim geçen sene gitmedim ben bu sene muhakkak cihata katılacağım” deyip o yaşına rağmen cihada katılır ve o cihat sırasında -bir deniz seferidir- denizin ortasında geminin içerisinde vefat eder. Günlerce sahabe onu denizin ortasında gemide öylece tutarlar. Yani içlerinden gelmez o naaşı denize atmak ve bir kara parçası ararlar. En son bir kara parçasına onu defnederler. Müslim’de geçen ifadeye göre büyük ihtimalle orası Rodos Adası ve bu Talha öyle birisi ki bunu okuduğunuzda duramazsınız yerinizde, bunu okuduğunuzda bahaneler üretemezsiniz, bunu okuduğunuzda hayatın işte bu telaşesine belli şeyleri fatura edipte işin içinden çıkamazsınız. Onun için her daim bizim böyle güzel örneklere ve bize böyle güzel mesajlar verecek kıssalara ihtiyacımız var.

  • Sosyal medyada Peygamber Efendimiz (sav) dönemini, sahabe dönemini daha canlı, daha aktif nasıl anlatabiliriz?

İyice tanımak gerekiyor o dünyayı tabii ki bu dünyaya aktarırken bu dünyanın da belli başlı bazı özelliklerini iyice fark etmek gerekiyor. Yani yapılması gereken şey şu, zamanı ve zemini iyi anlamak, asrı saadeti o günkü şartları çerçevesinde iyi anlamak ve iki dünyayı birbirine bağlayabilmek. Mesela sadece o gün orada yaşanmış bir kıssayı burada aktarmanız yetmiyor, bazı şeyleri eğer irtibatlandırmazsanız ve mesajlar kurmazsanız havada kalıyor. Özellikle gençler üzerlerine almıyorlar ve kendilerini bu dünyanın içerisine dahil edemiyorlar. Bu noktada daha çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor. Dediğim gibi iki dünyayı iyice tanıyıp iki dünya arasındaki irtibatı kurarak bugünün dünyasında gençlerin anlayabileceği bir üslup ve heyecanla o günkü dünyanın mesajlarını aktarıp bugünkü dünyayı da saadet asrına  çevirebilecek imkanları ve şartları somut şeyler üzerinden muhataplarımızın zihin dünyalarına bırakmamız gerekiyor.

  • İçerisinde bulunduğumuz çağda hak ile batıl mücadelesinin boyutu da değişti. Artık İslam’ı inkar değil tahrif suretiyle yok ediyorlar. Gençler batılın yanında yöresinde yer alıp hakkı konuştuğunu iddia ediyor. Niyetlerimizle oynanmaya başlandı.. Bu minvalde gençlere uyarılarınız ve kalbî sekinetleri noktasında tavsiyeleriniz nelerdir?

Ne olursa olsun şeytan ve yandaşları görevlerini yapacaklar. Bakara süresinde de ifade edildiği gibi, yeryüzünde gücü ve iktidarı eline geçirenler nesilleri ve hekimleri İfsat edecekler. Biz zalimden merhamet umacak değiliz; zalime, “Aman bizi fazla sömürme, bizi fazla ezme” demenin hiçbir anlamı yok, bu gülünç bir şeydir de zaten. Onlar batıl taraftarlarıdır ve batılın taraftarları olarak kendilerine düşeni yapacaklardır. Bize düşen hakkın tarafında yer almak ve hak tarafında olmanın sorumluluğunu yerine getirmektir. Bu mücadele Habil Kabil ile başlamış, son Adem’in çocuklarına kadar da devam edecek bir mücadeledir. Onun için gençlerimizin bu noktada Kur’an’ı, sünneti, sahabeyi, İslam alimlerini, Rabbani alimleri çok iyi tanıyıp bugünün dünyasında da hak taraftarı olma adına sorumluluklarını iyice anlayıp bazı şeyleri yapmaları gerekir. Çünkü bakın sosyal medyanın zararlarından falan bahsediliyor, ara ara benim de aklıma gelmiyor değil. Diyorum ki, o gün iletişim ve ulaşım imkanları çok az olmasına rağmen sahabe, Hz. Osman döneminde dünyanın büyük bir kısmına İslam’ın mesajlarını duyurdu. Kimisi 6-7 aylık yolculuklar yaparak gittiler, develerin atların sırtlarında. Kimisi başka şekilde, kimisi yaya olarak ama yaptılar. Şimdi bu kadar hem ulaşım imkanları çok hem erişim imkanları çok hem bu kadar sosyal medya internet şu bu falan filan imkanı var, dil imkanı var. Birçok gencimiz İngilizce, Arapça biliyor; bilmiyorsa da bilmeleri gerekiyor. Netice itibariyle şu anda dünyaya bizim İslam’ın mesajlarını duyurabileceğimiz imkanlar daha da fazlalaştı. Sahabe, ellerinde az imkânlarla o kadar çok şey yaptılar, bizim elimizde bu kadar çok imkan varken eğer biz az şey yaparsak yarın onlarla yüz yüze geldiğimizde onların yüzlerine de bakamayız. Onun için yapmamız gereken elimizdeki bu imkanları İslam’ın hizmetine koyabilmek ve daha fazla bu işte gayret içerisinde olabilmektir. Cenabı Hak hepimizi bu uğurda gayret içerisinde olanlardan eylesin.

Allah mücadelede yar ve yardımcımız olsun. Allah sizi ve sizin gibi bütün inanan kardeşlerimizi muhafaza etsin, ellerinizi bırakmasın, ayaklarınızı kaydırmasın, sonuna kadar da sizi hayr yollarının yolcusu eylesin. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.