NELER YAZDIK?

Hak İle Batıl Kavgasında Kuvvetli Yumruk: Düşünme

Paylaşmak İsterseniz.

Yalnızca öğretide varlığını koruyan toplumsal ve küresel değerler, oyunu kuranlarca uyulmayan normlar, ilmek ilmek işlenen algılar, her mecliste hakkı ve haklıyı aşağı çekmeye mesai harcayan lobiler… Hayatın her döneminde ve her alanında dayatılmaya çalışılan düşüncelere karşı kimisi aklı öne sürerek tüm dayatmalara itiraz ettiği iddiasında bulunuyor; kimisi dayatılan fikirleri ve oluşturulan algıları İslam’ın omuzlarına yükleyip kurmaca ortak akıl ürünlerini İslam’a muhalifliğe kullanıyor. Kimisi ise -en tehlikelisi- zikri ile aklı, İslam’ın hudutlarının; tevekkül şuurunun; tefekkür esasının önünde görüp kitleleri peşinden sürüklüyor. Günün sonunda her kesim bir başkasını ötekileştirerek ve aşağılayarak eleştirme noktasında buluşuyor.

Dünyanın hali bir yana dursun toplum olarak her konuda fikir sahibi oluşumuz bizleri ilimden, bilgiden, bilgiyi öğrenme gereksinim ve gerekliliğinden hızla uzaklaştırıyor. Zamanla bilgimiz, fikrimiz ve vicdanımız ölçüsünde değil şahısların kefesiyle tartışmalara girişiyoruz. Fikirden dem vurmakla birlikte, fikirden bağımsız olarak kişilerin peşinden gitmekte beis görmüyoruz. “Davam falanca kişinin davasıdır” derken Allah Resulünü incitmekten imtina etmiyor aksine davanın kişilerüstü olduğunu söyleyene düşünmeden cephe alabiliyoruz. Bilgimizin olup olmamasına göre beyanlarımızın niceliği değişmezken nitelik olarak hızla azalan bir grafik gösteriyoruz. Her icraatı yapıcı bir çözüm getirmeksizin eleştirebiliyoruz. Her tezin aksini gerekçelendirmeksizin tersini savunabiliyoruz. Okuyucuya okuduğundan sebep saldırıyoruz ancak saldırdığımızın mahiyetini bilmiyoruz. Haksızlığa uğrayanın yanında durup durmayacağımızı çoğu kez konuya taraf kişilere göre belirliyoruz. Ülkemizi sevip sevmememizi ve dahi yaşadığımız toprakları “vatan” olarak görüp görmememizi, uluslararası arenada temsilimizi ve sadakatimizi, hiç tereddütsüz, kişiler üzerine dizayn edebiliyoruz. Vatan için can veren şehitlerimizi anmayı dahi zaman ve mekandan münezzeh kılamıyoruz. Herkesin bizler kadar şanslı doğmadığı ve doğumla kazanılan fani özelliklerin kişinin iradesinden bağımsız olduğu gerçeğini es geçip çocukları kalbimiz titremeden ırkına, rengine, kimliğine ve hatta nüfuzuna göre ayrıştırabiliyoruz. Ne yazık ki, hepimiz zaman zaman benzeri yanlışlara gafil avlanırken, av olduğumuz ağdan henüz sıyrılmadan ve sıyrılma gayreti göstermeden had bildirme yarışına giriyoruz. Tarafgirlik öyle sindi öyle işledi ki ruhlar(ımız)a, müdahil olduğumuz konularla ilgili okumak bir yana dursun düşünmeye dahi vakit ayırmaz olduk. Düşünenler arasında ise ezelden ebede saf belirleyici, şekillendirici önemli bir ayrışma noktası var ki: Hak ile batıl kavgası.

Uzun senelerdir tartışılan, üzerine kitaplar yazılan, siyasi konjonktürün vazgeçilmez argümanlarından olan üst akıl ve derin devlet meselelerini tartışmayı işin ehline bırakıp burada daha ziyade üst akıl atfının hak ile batıl kavgasındaki yeri ve bunun düşüncelerimiz-kabullerimize etkisi üzerinde durmanın önemli olduğu kanaatindeyim. Hayatın tam ortasında, günün her anında, düşünmeye engel türlü uğraş varken hayat telaşı, akademik eğitim, geçim derdi hatta ev işlerinden vakit ayırıp temel ibadetlerin dahi hakkını veremezken zihinsel gelişim ve değişen dünya düzenini anlama/anlamlandırmaya yönelik okumalar adeta lükse kaçar oldu. Aile yaşantımız, aile bireylerimizle ilişkilerimiz teknoloji ve teknoloji ile önümüze serilen hayatlar minvalinde şekillenirken İslam’a sıddık bir nefer, vatana millete hayırlı bir evlat yetiştirmek bir yana, imanı sıkı tutmak ahir zamanın cihadı haline geldi. İzlediğimiz televizyon programları, diziler, filmler, reklamlar, cildimize kullandığımız ürünler, giydiğimiz giysiler, evlerimizin hijyenine talip markalar, tükettiğimiz besinlere kadar hayatımızın en özel alanına dahil edilen ve zihnimize yerleştirilmeye çalışılan, günümüzde bilim, teknoloji, modernlik ve hatta hukuk kisvesi altında normalleştirilme gayesi güdülen ve büyük oranda da başarılı olunan İslam’a aykırı, gayriahlaki, sapkın, insan doğasına saldırı niteliğinde ne kadar iş ve eylem varsa, müsebbiplerinin ve onların kabullerinin bilincimizdeki yerini inkar etmek gafletten öte cahillik olacaktır.

Hal böyle olmakla birlikte bundan ibaret değilken kurulan düzen içerisindeki yerimizi ve olaylara bakış açımızı, yaptığımız birkaç özgül okuma ile ilişkilendirip düşüncelerimizin ve yorumlarımızın şahsımıza aidiyetini savunmak mesnetsiz bir fikir beyanından öteye gitmeyecektir. Bizler araştırmak, bilmek, zihin dünyamızı geliştirip fikri donanım ile geniş nazara sahip olmak, önümüze altın tepsiyle sunulan şeyleri sorgulamak ile mükellefken basiret ve feraset sahibi bireyler olmak için gayret etmek yerine sınırlı ve kısa ömrün iyisine kötüsüne, güzeline çirkinine, sevgisine nefretine bu kadar kapılmış, fani ömrü ve içindeki her şeyi bu kadar sahiplenmişken küfür cephesinin ateşi durmaksızın anbean harlanmaya devam ediyor. Necip tarihi silme cüretinde bulunup akabinde düzmece hadiseleri tarihini bilmeyen zihinlere mıhlayarak tarihine düşman bir gençlik inşa etmeye çalışanlar; bu topraklarda millet ve ümmet menfaati dahilinde çakılı bir çivisi olmayıp tek marifeti ecdadın ruhunu şad edecek icraatları takiyye yaparak engellemek olanlar; oynatıcılarının kamçısından korkarak ülkesinin her adımına kasıtlı (ve mecburen) taş koyanlar; uluslararası camiada ülkesine karşı yapılan hadsizce söylemlere alkış tutanlar; kaostan beslenip kardeşi kardeşe kırdıran ve sonrasında hak maskesiyle eşitlik, adalet, hukuk çığırtkanlığı yapanlar; dün hainlerle aleni saf tutup bugün hainin kalleşçe eylemleri üzerinden kınama şovu ile prim yapan ve günün sonunda yine hainle el ele boy gösterenler… İslam’ın hak dava oluşuna, İslam’ın esaslarına ve Ümmet’in kurtuluş ümidinin yine bu topraklarda olduğuna bizden daha emin ve daha hakimler ki, gerek hak yolda gözüküp hoca titriyle İslam’ı diline dolayarak içini oya oya tahrip ediyorlar gerek açıkça küfrü tırmandırarak hakkı zelil kılmaya çalışıyorlar.

Onlar bizim değerlerimize bu kadar hakimken ve eylemlerini açıkça, korkusuzca, meydan okurcasına yaparken bizim temel ibadetler ile dört duvar arasında kendimizce dinimizi yaşamamız incitmez mi Hak din yolunda can verenleri? Muhammet Emin Yıldırım hocanın ifadesiyle “Bu Ümmet 250 senedir üretmiyor, tüketiyor; etkilemiyor, etkileniyor. Birileri yapıyor, biz sadece anlamaya çalışıyoruz eğer anlayanımız varsa onlar da sadece biraz konuşuyor.” Önüne sunulanı sorgulamaksızın kabul eden, iyi ya da kötü yaptığı şeyi neden yaptığını farkında olmayan, adeta düşünememekle lanetlenmiş bir toplum gibiyiz. Gün geçmiyor acı örneklerini yaşamayalım. Çok yakın bir tarihte, şairini ve şairinin inancını, düşüncelerini hakir görenler ezan ile çakışan İstiklal Marşı okuma eyleminde hazır ola geçip şiirin “o ezanlar ki şahadetleri dinin temeli” sözlerinden bi’haber ezanı susturup marşı okumadılar mı? Neresinden tutsan elinde kalır bu durum (bile) yetmiyor mu bizi harekete geçirmeye? Vakit uyanma vaktidir! Vakit kasıtlı meşgul edilen zihinlerimizi prangalarından kurtarıp düşünme vaktidir! Vakit gelecek nesiller zayi olması diye keyfinden feragat edip öncü nesil niyeti ve gayretiyle yaşama vaktidir! Vakit ayağa kalkma vaktidir!

Dinimize, dilimize, namusumuza, fikirlerimize savaş açıldığını aşikar kılan her projeye tepkinin “komplo teorileri” denilerek itibarsızlaştırılması, birlik olunması gereken her meselenin Amerika’nın oyunu denilip alay konusu yapılması bizlerin üzerindeki ahiret ciddiyetini silip atmamalı. Yahut her olayın gecesinde içimizdeki ruh şaha kalkıp sabahına balon misali sönmemeli. Kıyamete kadar sürecek olan hak ile batıl mücadelesinde batıl kanının son damlasına kadar her kozunu oynarken, her defasında kendini yenileyerek karşımıza çıkarken biz dava eri şuuruyla yeniden dirilmiyoruz ve fakat Hakk’ı inkarı dava belleyenler her hamlede bir adım daha sınırımıza geçip özellikle gençlerin üzerindeki ciddiyetsiz tavır ve yaşam tarzını daha da gevşetmeyi başarıyor. Batılın türlü oyunlarına tepki gösterdiğimizde komplo teorileri ürettiğimiz iddiasıyla şizofren muamelesi yapanlar, tüm dünyanın gözü önünde, “demokrasi getiriyoruz” diyerek topla tüfekle katliam yapanlara karşı, “herkes için sağlık, çocuk hakları, eşit fırsatlar…” diyerek çocukları kobay olarak kullananlara karşı tek kelime etmeyip aynı güruhun zulmü Müslüman haricine olunca ortalığı ayağa kaldırıyor, profillerini karartıyor; bizlerse peşlerine takılmakta sakınca görmüyoruz. Masumların, mazlumların, kadınların, bebeklerin işkencelerle son nefesini verdiğine şahitken ikiyüzlü insan hakları savunuculuğu yapıyor ve bundan asla hicap duymuyoruz. “Bayan değil kadın” tartışmasına kadın hakkı diyor, namusları uğruna ölüm fetvası isteyen kadınlara dilsiz şeytan kesiliyoruz. Evlatlarımızı cam fanuslarda büyütürken ümmetin zulüm gören evlatlarının kabusuyla uykularımızdan uyanmıyoruz. Elhamdülillah Müslümanım, dediğimiz her gün “nereye bu gidiş?” sorusuna yarım saatimizi ayırsak kurtuluşa bayrak taşırdık. Fakat bizler mümince yaşamayı idrak ve tatbiğe gayret etmeyip yalnızca namaz kılmak-oruç tutmak ile Müslüman oluyor; tozpembe hayatlarımızda aman tadımız kaçmasın haletinde iki cihanı zayi etmeyi yeğliyoruz. Muhakkak ki, yapabilecek olup da yapmadığımız her şey için Allah’ın hiddeti çok şedid olacak.

Rahmeti Rahman’a yürümeden büyük uyanışta saf tutmanın nasip olması duasıyla…

Gayret ve tevekkülün ayrılmaz bütünlüğüne inanan bir Hukukçu.
×
Gayret ve tevekkülün ayrılmaz bütünlüğüne inanan bir Hukukçu.
Latest Posts