*NELER YAZDIK?

Müminin Can Suyu: Tebliğ

Paylaşmak İsterseniz.

Haktan yana üzerimize vazife ne varsa “benden iyisi yapsın” ile “benden iyisi bile yapamamış”lar arasında sıkıştırıp bıraktık… Müsaade buyurmadık, akıp gelsin üzerimize, arındırsın; bizi bu dünyaya mıhlamış ne kadar hırs, kin, haset, “ben” varsa. Meseleyi dert edinip arşı alaya yükseltmek ve dertlendikçe derdimizle yükselmek yerine üç günlük dünyanın kahrını dert belledik gönlümüze, yükledikçe yükledik fani hadiselerin hüznünü kederini, emanet olduğunu hatrımızdan silip attığımız ruhumuza ve bedenimize… Batılın safında dokunanı yakan ne varsa önde bayrak sallamayı amaç bilip geceyi gündüze katarken, niyetimiz hep iyi hep masumane: makam, para, güç, saygınlık… Hep daha fazlası olmadan imanımız noksan kalacakmışçasına, imanın gerekleri ve korunması hep imkanı bizden daha fazlasına farzmışçasına, her amelin önüne dimdik yerleştirdik nefs ile besleyip büyüttüğümüz putlarımızı; ne amelden tat aldık, ne ömürden keyif…

“Ben ne biliyorum ki ne sözüm olsun” minvalindeki düşünceler şeytanın sağdan yaklaşması oluyor sanırım. Muhakkak ki, aslolan önce öğrenip sonra öğretmek, önce bilip sonra bildirmek, önce susup sonra söylemektir. Söyleyecek sözün esaslı olacak ki, söylediğini dinleyen bulabilesin. Ve fakat öğretme isteği öğrenme azmini tetikleyen, bildirme yükümlülüğü bilmeyi zorunlu kılan, söyleme gerekliliği susmayı emreden soylu bir eylemdir. Öyle ki, birbirini beslediği gibi insanın sorumluluğunu artıran ve elbette öncesinde gaflet halindeki sorumluluk hissini uyandıran, uyanan sorumluluk bilinciyle bir şey yapmak için uykularını kaçıran mahiyette eylemler. Biliriz ki, birbirine bağlı, birbirine muhtaç her eylem beraberinde itidalli olmayı gerektirir. Bilgisizken bildiremeyeceğin gibi bir sonraki vakte erişebileceğin de meçhulken bilmeyi bekleyip bildiği kadarıyla bildirmemek bu mukaddes davaya nefer olma gayesi ve gayretini yüreğinde hissedenin kendi yüreğine, aşkına, şevkine, azmine sadakatsizlik etmesi olacaktır. İmam Gazali: “Nice nefes alanlar vardır, aldıkları son nefesi geri vermeden ansızın ölüm onları yakalamıştır. Öyleyse gerçekte senin sahip olduğun sadece bir nefesten ibarettir; ne bir gün ne de bir saat! Bir nefesi bile boş geçirmeden Allah’a itaate ve tevbeye yönel. Belki de ikinci bir nefese erişemeden ölüm seni yakalar.” sözleriyle ertelemenin tehlikesi ve ölümün yakınlığına değinmiştir. Söz mananın taşıyıcısı olduğundan sebep ki, kelamın hikmetine tefekkür eşliğinde selam ederiz. Hal böyleyken tevbeden kasıt kötü işleri geride bırakmak, günah işlememek, günaha yaklaşmamakla mı sınırlıdır? Yahut itaat namaz Kuran zikirden mi ibarettir? İman ettiğimiz, Allah’ın indirdiği, Efendimiz (s.a.v) ‘in uyguladığı Hak din İslam, mümini tebliğ ile mesul tutar. Tebliğin ehemmiyeti birçok yerde karşımıza çıkmakla birlikte, Araf Suresi’nde geçen Ashabu’s Sebt kıssası için müfessirler, “günahkar kimseler” ve “dindar kimseler” olarak ayrılan halkın bir süre sonra dinin buyruklarına bağlı insanların da tebliğe devam eden ve tebliğden vazgeçenler olarak ikiye ayrıldıklarını ve (müfessirlerden bazıları) tebliği bırakanların da günahkarlar ile birlikte gazaba uğradıklarını nakletmişlerdir.

Efendimiz (s.a.v): “Ba­na ha­yat bah­şe­den Al­lah’a ye­min ede­rim ki, siz ya iyi­li­ği em­re­der kö­tü­lük­ten nehye­der­si­niz ya da Al­lah ken­di ka­tın­dan üze­ri­ni­ze bir azap gön­de­rir de o za­man duâ eder­si­niz fa­kat du­ânız ka­bul edil­mez.” (Tir­mi­zî, Fi­ten, 9)

“Allah Teâlâ umûmun işlediği günahlar sebebiyle suçsuzları ceza­landırmaz. Fakat aralarında günahın işlendiğini görür ve bunu en­gellemeye güçleri yettiği hâlde mâni olmazlarsa müstesnâ.” (Ahmed, V, 192)

Bugün bilgim yetersiz dersin, yarın daha çok öğreneyim dersin, kusurumu düzelteyim noksanımı tamam edeyim… “Yarın” diye niyetlendiğin her gecenin sabahına yeni bir maruzatla başlarsın, zira ilimdir o ucu bucağı olmayan deniz.

Mevlana’nın mesnevisinde geçen bir kıssayı da düşelim, herkes nasibinde olduğu kadar doldursun heybesini:

“Adamın biri yol kenarına diken ekmiş. Önceleri zararsız gibi görünen bu dikenler, zamanla gelip geçenleri rahatsız etmeye başlayınca şikayetler çoğalmış. Fakat adam bu şikayetleri duymazlıktan gelmiş. Derken, Allah Teala’nın bir veli kulu gelip adama dikenleri sökmesini söylemiş. Adam da: “Bir hayli gün var babacığım. Bugün olmazsa yarın; bir gün mutlaka o dikenleri sökeceğim.” demiş. Bunun üzerine Allah dostu da adama: “Hep yarın diyerek bu işi erteliyorsun. Fakat bil ki günler geçtikçe o dikenler büyüyüp güçleniyor, sense güç kaybediyorsun. Dikenler gençleşiyor, sense giderek ihtiyarlıyorsun” … “

İşte bu vakit yapmadıklarımız, o vakit yapamadıklarımız olacak. Ve muhakkak ki, o günün bahanesi bugünün kusuruna gölge etmeyecek.

Dikeni ben ekmedim belki ama görüyorum o dikenler ümmetin evlatlarının bağrını kanatıyor. Bâtılın dikeni büyüyor, zalimin ektiği diken mazlumu incitiyor. Bize diken büyütene dikenle gitmeyeceğiz elbet, bizi öldürmeye gelen bizde dirilecek şuuruyla devam edeceğiz muhakkak. Ve fakat Müslüman’ın kendini ezdirmeyeceğini, aşağılatmayacağını, davasının kutsiyetine hor nazarla baktırmayacağını da unutmayacağız. Velhasıl yine ölçümüz davamız, rehberimiz Allah Rasulü olacak; temsiliyeti aksatmadan tebliği ihmal etmeden; bilgili olanın güçlü olacağını zihnimize nakşedip en elzem bilginin kendini bilmekten geçtiğini, kendini bilenin Rab’bini bileceğini, Rab’binin bahşettiği bilgiyi dağıttıkça bilginin çoğalacağını idrak edip, zalimin zulmüne karşı uyanık olacak, basiretimizi kaybetmeyeceğiz.

Kusurdan münezzeh değiliz ancak nefsin farkında olmayacak yahut nefsi hafife alacak kadar ahmak da değiliz. “Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem; insandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem” demiş Üstad.

Şüphesiz hidayeti veren Allah’tır; bize düşen nefs ile mücadeleye dalıp tebliği terk etmemek, sabır ve azim ile meşk etmek.

“Yürü kardeşim! Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin.”

Gayret ve tevekkülün ayrılmaz bütünlüğüne inanan bir Hukukçu.
×
Gayret ve tevekkülün ayrılmaz bütünlüğüne inanan bir Hukukçu.
Latest Posts